gebelik.org

Kadın Sağlığı Arama Motoru

Doğru arama yapın, aradığınızı bulun...



gebelik.org Dr.Kağan Kocatepe tarafından hazırlanmıştır.
       
       
Dr. Kağan Kocatepe'den muayene randevusu almak için tıklayın>>

UNTERSUCHUNGSTERMİNE

MAKE AN APPOİNTMENT

gebelik.org
MÜZİKLİ SAYFA...

gebelik.org

İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN

hamilelik dönemi
dünyanın hamilelik ile ilgili
ilk görüntülü bilgilendirme sitesi

yayında...
www.hamilelik.tv

   
İÇİMİZDEN BİRİ: PINAR E. CANKO

İçimizden Biri 19/05//2002

gebelik.org

Uzun zamandan beri bir anne adayının kelimeleriyle normal doğumun böylesine güzel tarif edildiğine tanık olmamıştım. "Sezeryan mı, normal doğum mu?" ikilemini yaşayanlara (ya da yaşamak zorunda bırakılanlara) bu yazıyı sonuna kadar okumalarını öneriyorum.

Dr. Kağan Kocatepe

11/09/2000

"İKİ ANNE, BİR HİKAYE"

Akın ve Pınar

Herkese selamlar!
Biz Pınar E. Canko (32) ve eşim Akın (34) ilk bebeğimiz Bora’yı 16 Ağustos 2000 tarihinde dünyaya getirdik.

Kasım 1999’da hamile kaldığımı adetimin bir gün gecikmesi ile anlamıştım. O günden itibaren başladık Bora’yı beklemeye. Tabii o zaman adı Can mı olsun, Tan mı olsun, Can Tan Canko mu olsun diye dalga geçerken günler ilerledi ve çok rahat bir hamilelik geçirme şansını elde ettim. Bora henüz karnımda 5 aylıkken eşimle ve çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Aslı ve Oğuzhan ile önce San Francisco sokaklarını, sonra da Hawaii’yi adım adım 15 günde arşınladık. 7 aylıkken Olimpus Çıralı’da 19 Mayıs tatilini kutladık. Yani Boramız başından beri bana hiç bir zorluk çıkarmadı. Geldi vakit doğum izni için işten ayrılmaya...

SSK doktoruna gittiğimde Bora’nın tam ne kadar haftalık olduğunu anlamak için kafa çapı ölçüldüğünde kafası haftasına göre küçük çıkıyordu. Bu nedenle SSK iznim de gecikiyordu. Ama SSK izni bir yana, içimizi bir endişe kapladı. Kendi doktorumuza gittik ve hakikaten kafası sağdan sola ölçüldüğünde haftasından daha küçük, fakat önden arkaya ölçüldüğünde ise haftasıyla uyumlu çıkıyordu. Hadiii, bu da bizi tatmin etmedi, çünkü kendi doktorumuz bile bu farklı ölçümlere anlam veremedi. Biz de nükleer tıp doktoruna gittik ve oğlumuzun “kavun” kafası olduğunu, hatta bu yapıdaki kafalara “Amerikan Kafa” (??) dendiğini öğrendik ve sonunda içimizi rahatlattık.

Bu kafa sorunu tabii burada bitmedi. Ben başından beri epidural anestezi ile normal doğum istiyordum. Fakat son haftalarda Bora’nın kafası pelvise kenetlenmemişti ve bu da normal doğumun başlamadığını endike ediyordu. Doktorum beni yavaştan sezaryen ihtimaline hazırlamaya başladı. Benim ise moralim çok bozulmaya başladı. Allahtan bu arada annemler yanımdaydı da ben sık sık anneme ağlıyordum. Annem de beni “hayırlısı neyse o olsun” diye teselli etmeye çalışıyordu. Beklenen doğum tarihi 15 Ağustos idi.

Doktorum eğer 15’ine kadar doğum başlamazsa 15 Ağustos, saat 12’de muayenehanesine gelmemi istedi. Tabii 15 Ağustos, Salı günü sabahı, annemle terastaki salıncakta sabahın 06:15’inde kahve içip, “ben normal doğurmak istiyordum” diye ağlarken başıma neler geleceğini hiç bilmiyordum. Kendimi annemin sayesinde toparladıktan sonra saat 12’de doktorumuza gittik. Doktorumuz muayene etti ve ertesi sabah 09:00’da hastanede olmamızı söyledi. İlk önce su kesemi patlatıp normal doğumu başlatmaya çalışacağını, ama eğer olmazsa sezaryene geçeceğini söyledi. Ben hala normal doğum olabilme ihtimaline çok sevindim ve ertesi günü heyecanla beklemeye başladım.

Ertesi sabah (16 Ağustos 2000), saat 09:00’da hastaneye gittik ve odamıza yerleştik. Bana yardımcı olan hemşire hanım ile birlikte üstümü çıkardık ve hastanenin verdiği geceliği giydim. Biraz sonra doktorum geldi ve ilk etapta doğumhanede su kesemi patlatacağını söyledi. Hemşire hanım benim koluma girdiği gibi beni yürüterek doğumhaneye götürdü. Doğumhanede hafif yatay ama uzun dişçi koltuğu gibi yüksek bir yatağa oturdum ve doktorum bir alet ile su kesemi patlattı. Hiç bir acı duymamama bende şaşırmıştım... Sadece çok fazla sıvının aktığını hissetmiştim. Sıvıyı iyice akıttıktan sonra tekrar ayağa kalktım ve odama götürüldüm. Odaya vardığımda çok hafif sancı hissediyordum ama rahatsız edecek kadar değillerdi. Doktorum gelip her ihtimale karşı lavman yapmamız gerektiğini söyledi. Bu lavman işi hakikaten hiç hoş birşey değil. Hemşire hanım odamdan herkesi çıkarttı ve beni yatağıma yatırıp yan çevirdi. Özür dileyerek bu kısmı anlatacağım çünkü bu da sonunda deneyimin bir parçası. Şırınga gibi bir aletle bağırsaklarıma su fışkırtıldığını hissettim. Gene tabii acı falan yoktu ama hemşire hanımın bu uygulamasından sonra en az 5-6 kez kontrolsüzce tuvalete koştum ve sanki bağırsaklarım bozukmuşcasına bağırsaklarımı boşalttım. Hiç hoş bir deneyim değil. Ama Allahtan bir yarım saatten sonra zaten birşey kalmamıştı.

Saat 10:15 gibi doktorum suni sancı uygulamasına geçeceğimizi söyledi ve beni anestezistimle tanıştırdı. Anestezist doktorumuz çok şeker ve komik bir beydi ve onu ilk gördüğümde herhalde şok yaşamıştım ki “lütfen bana öyle bakmayın, ben hakikaten iyiyim” dedi. Nurettin Bey’de bir boyunluk vardı ve benim ilk aklıma gelen "bu bey mi bana epidural uygulayacak ve omurgamdan beni uyuşturacak?" olmuştu. Anestezist doktorumuz geçirdiği bir araba kazası sonrası bir hapşurmayla boynunu fıtık etmişti ama sonunda beni iyi olduğuna da ikna etmişti.

Hemşireler göbeğime hem bebeğin kalp atışını, hem de ağrıların şiddetini ölçmek için iki ayrı kemer gibi birşey bağlayıp beni monitöre bağladılar. Daha sonra sol elime serum takıp oradan da suni sancı vermeye başladılar. Bir 10 dakika içinde sancılar bayağı artıyordu. Ama doktorum bu sancıların yeterli olmadığından suni sancı dozajını arttırıyordu. Dozaj arttıkça ben iyice ürkmeye başladım çünkü sancılar bayağı şiddetlenmişti. Sanki şiddetli adet sancısı gibi ama belime de saplanan bir bıçak varmışcasına birden gelip, bir süre kalıp gidiyorlardı. Sancı dindiğinde dinlenmeye çalışıyordum, çünkü o rahatlama inanılmaz oluyordu. Ama daha tam dinlenemeden bir tane daha sancı geliyordu. Doktorum bir süre sonra sancıların epidural için iyi bir düzeye geldiğini söyleyip epidural uygulaması için doğumhaneye tekrar götürülmemi söyledi. Bu sefer hemşireler bir tekerlekli sedye getirdiler ve beni monitörden çözüp sedyeye aktardılar. Sedye ile doğumhaneye gittik ve orada tekrar doğumhane masasına yatırdılar.

Doktorum sol tarafıma yatmamı, fetus pozisyonu alarak belimin kamburunu çıkarmamı söyledi... tabii hemşire hanımın desteği ile. Fakat 1.55 boyundaki ben, hamileliğim boyunca 21 kilo alarak 71 kiloyu vurmayı başardığım için bırak fetus pozisyonunu öne eğilmeyi bile zor başarıyordum. Epidural için bir başka handikapımız ise omurgamın eğri olmasıydı. Yattım sol tarafımda, bir dizimi hemşire hanım iterek yukarıya doğru çekerken, öteki dizimi bir yandan ben, bir yandan doktorum iterek beni ikiye katlamaya çalışıyorlardı. Bu arada doktor bana çok ince bir iğne gösterdi ve bunun belimden gireceğini ve canımın acımayacağını söyledi. İğnelerden nefret eden bir kişi olarak kendimi sıktım. Hakikaten acıyan birşey yoktu ama huylandırıcı bir his vardı belimde... sanki birisi ya bir ip çekiyordu omurgamdan, ya da bir toplu iğne yavaşca batıyormuş gibi hissediyordum. Bu uygulama hem belimin eğriliğinden, hem de iğneye karşı olan alerjimden dolayı yaklaşık 20 dakika sürdü. Normal prosedürün çok daha kısa olduğunu söylediler. Her neyse, sonuçta iğneyi bir dolu bantla belime sabitlediler...İğnenin ucundan ince bir tüp taa omzuma kadar uzandı ve o tüpün ucundaki kibrit kutusu büyüklüğündeki bir küçük kutuyu da omzuma bantladılar... Tekrar sedyeye geçirildim ama bu sefer hareket ederken sürtünerek veya kayarak değilde, kalkarak hareket etmemi söylediler.

Tekrar odama götürüldüm. Odada gene monitöre bağlandım ve suni sancı uygulamasına geçtik. Artık saat 11’e geliyordu. Doktorum suni sancıların artması için oksitosinin dozajını yükseltti. Aynı zamanda omzumdaki kataterden de anestezi uygulamasına geçildi. Biraz sonra sancıları ağrılı sancı olarak değil de şiddetli basınç olarak hissetmeye başladım. Doktorumuz herkesi odadan çıkarttı. Sadece odada doktor, ben ve annem kalmıştık. Daha önceden aile toplantısı yapıp annemin doğuma girmesinin daha iyi ve verimli olacağına karar vermiştik. Ve 11 gibi doğum başladı diyebilirim... Oda da bir yandan annemin “haydi Pınar, canım kızım, yapacaksın başaracaksın” amigo kızlığı ile, bir yandan da doktorun “bana yardım et, kafa ilerliyor, hadi bir daha” larıyla her basınç geldiğinde ıkınmaya başladık. Ikınırken hiç ses çıkarmamaya özen gösterdim... Zaten doktorum da ağzımdan çıkaracağım sesin enerjisini aşağıya, bebeğe doğru kullanmamı söyledi. Bağıra bağıra doğurup bebeğimin huzurunu kaçırmak istemiyordum. Doktor 10 santim açıldığımı söyleyip, kafayı hissettiğini söyledikce bana her basınçlı zamanda daha da azim geliyordu sanki. Yaklaşık 13:00’e kadar bu böyle devam etti.

Basınçlar sıklaşıyordu.. Her basınçta ben dizlerimi karnıma çekip ıkınırken, annem başımı öne doğru itiyordu ve doktor eli ile bebeği yönlendiriyordu. Saat 1’de doktorumuz artık bir eliyle devam edemediğini, bundan sonrasını doğumhanede iki eli ile devam edeceğini ve bebeğimi doğuracağımızı söyledi. Artık sonuna geliyorduk. Beni gene sedyeye aldılar ve doğumhane için odadan çıkarttılar.

Odadan çıktığımda eşim Akın, babam, ağabeyim, bir dolu arkadaşımız beni karşıladı ve moralimi bir kez daha toparladım. Herkesin elinde bir kamera, bol şans dileyerek yolladılar beni doğumhaneye...Hemen doğum masasına alındım. Bu arada annemi göremedim ve bir an panik yaşadım. Ona da steril kıyafet giydiriyorlarmış meğerse ve kısa bir süre sonra yanıma geldi. Artık doğumhane insan doluydu... Çocuk doktorumuz, anestezist doktorumuz, hemşire, doktorumuz İlkiz Bey ve annem başıma üşüşmüşlerdi. Basınç geldikçe ıkınmalar devam etmekteydi. Artık doktor kuyruk sokumumu arkaya ite ite Bora’ya yol açmaya çalışıyordu ve annem de bana neler olduğunu haber veriyordu.

Annem Bora’nın kafasında sarı sarı tüylerin olduğu söylediğinde gene güçlenmiştim. Artık kafayı görebilmelerine bile çok sevinmiştim. Ben bebeğin içerde ilerlediğini hissediyordum ama hangi aşamada olduğunu hissetmem çok zordu. Sonunda annem “hadi kızım, Bora geliyor!” dedi ve son ıkınmalarımı yaptım. Ama hala kafası tam çıkmamıştı ve ben çok yorulmuştum. Bunu doğumhanedeki tüm doktorlar fark etti ve herkesin desteği yağmaya başladı. Hastaneye getirdiğim uğur kristalimi odamdan getirtmeye çalıştılar, çok az kaldığını söylediler ve bana kuvvet verdiler. En sonunda son bir ıkınmadan sonra Bora’nın başı çıktı ve doktor bana o andan itibaren artık ıkınmamamı söyledi. Bu akışın tersine gitmek gibi birşey olsada bacaklarımı kasıp ıkınmamı önledim. Doktor da Bora’yı yavaşça çıkarttı ve hemen bana gösterdi... bebeğim gri rengimsi birşey ile kaplıydı ve minicik ve çok güzeldi. Çıkar çıkmaz kendi kendine bir ağladı ve Dr. İlkiz Bey kordunu kesti. Sonra hemen benim üstünde olduğum masanın yanındaki tezgaha götürdüler bebeği. Artık annem direkt Bora’nin başındaydı. Ben yarım yamalak görüyordum Bora’mı... Ona bir aşı yaptılar, ağzını burnunu temizlediler ve üstünü sildiler.

Bora doğumhaneye gelmeden önce seçtiğimiz kıyafetlerle giydirilirken doktor bana plasentamı gösteriyordu... böööö, sanki bir zarın içene konmuş çiğ löp et! Çok iğrençti... Sonra dikiş attı.. ne zaman kestiğini bile hatırlamıyorum doğrusu. Sonra da masada biraz dinlenmemi istedi. Bu arada Bora hayatında ilk kez giyinmişti. Onu hemen bana verdiler ve çocuk doktorumuz Gökhan Bey emzirmemi istedi.

Hakikaten kadın vücudu bir mucize... hemen süt geldi ve Bora biraz da olsa emdi. Sonra Bora’yı dışardakilere göstermek için anneme verdiler. Annem de doğumhaneden Bora’yi ailesine, babasına, dedesine, dayısına, amca ve teyzelerine gösterdi ve “ilk temas”ı gerçekleştirdik. Bora tam 15:38’de 3.270 gr. ve 50 cm. doğdu. Daha sonra benim de artık işim bitince tekrar sedyeye alındım ve doğumhaneden çıkartıldım.

Artık herkes kutluyordu. İçimde doğumda gerçekleşen öyle bir huzur ve mutluluk vardı ki bunu tarif etmeme imkan yok. Doğumdan hemen sonra hem fiziksel hem de ruhen öyle bir rahatlama, öyle bir mucizevi anı hissettimki o bir süre daha sürdü ve çok güzeldi. Hayatımın en güzel anı ve yaşadığım en güzel deneyim...

gebelik.orgBora Canko

BORA; Üçbinikiyüzyetmiş gram; 16 AĞUSTOS 2000; st.15.38

Ayla EnginsuSelam! Ben Ayla Enginsu, Pınar’ın annesi.

Pınar benim ikinci çocuğum - yani bebeğim. Uzun yıllar torun bekledikten sonra nihayet anneanne olma şansını elde ediyordum ama bebeğimin bebeği olacağı kavramına nasıl alışacağımı kestiremiyordum. Pınar doğumunda beni yanında istediğini söylediğinde dünyalar benim oldu. Hem çok sevindim bu güzel tecrübeyi paylaşacağımız için mutluydum hem de bebeğimi acılar içinde görmeye nasıl dayanacağım diye kendimle mücadele veriyordum. Ayrıca, çoğu kez de haklı olarak, doktorlar ve sağlık personeli annelerin böyle yerlerde olmasını pek hoş karşılamıyorlar diye metin olmam gerektiğini ve onların Pınar’a yardım ederlerken beni bir ayak bağı olarak hissetmemelerini istiyordum. İşte bu karmaşık duygularla Bora’mızı karşılama prosedürümüz başladı.

Pınar detayları anlatmış. Ben kendi görüntülerimden bazı ilaveler yapmak istiyorum.

Benim doktordan edindiğim algılama doğum işlemi başladıktan sonra sezaryene geçişin zor olacağı idi. O nedenle yine önceki dualarıma devam edip Pınar’ın da istediği gibi normal, veya şimdiki adıyla vajınal doğum olmasını diliyordum. Ikınma işleminde Pınar çok gayretliydi. Doktorun söylediklerini aynen yapmaya çalışıyordu. Ben de Pınar’la ıkınıyor onunla dinleniyordum. Hatta bir ara doktor da bize katılmış, “ben niye ıkınıyorum” deyince farkettim. Bu çabalar sonunda Pınar’ın dilation’ı istenen düzeye geldi. Bu arada da bebeğin başının üstü göründü. Doğumhanede benim Pınar’ın baş ucunda olmamı önerdiler. Bense Pınar’la göz temasını kaybetmek istemiyor ona yüz yüze herşeyin iyi olduğunu söylemek ve gelişmeleri iletmek istiyordum. Oradakilere onlara hiçbir şekilde mani olmayacağımı ve zorluk vermeyeceğimi söyleyip doktorun arkasında bir yere geçtim. Bebeğin başı gelmeye başladığında Pınar’a artık Bora’nın geldiğini müjdeledim. Yüzümde hep mutlu bir ifade olsun diye dikkat ettim Pınar’a kuvvet olsun diye. Nihayet bebeğimize kavuştuk. Çocuk doktoru muayene edip herşeyinin gayet iyi olduğunu söylediğinde ise mutluluğumuzun zirvesindeydik. Bebek temizlendikten sonra aileye ve Pınar’ların arkadaşlarına göstermek için izin istedim. Anlatılması imkansız duygularla Bora’yı kucağıma alıp diğerlerine gösterdiğimde kendimi herkese mutluluk saçan bir kişi gibi hissettim. Tanrı bana bir çok mutluluğu bir arada yaşattığı için nasıl şükranla teşekkür ettiğimi bilemezsiniz. Pınar’la bugüne dek çok şeyler paylaştık. Fakat bu paylaştığımız tecrübeye hiçbir şey benzemez. Hayatımın en sıkıntılı, en mutlu, en güzel olayıydı Bora’mızın doğumu. Hepinize mutluluklar diliyorum.

gebelik.org

Bora Canko

Bora, Pınar ve Akın'a ömürboyu sağlık, başarı ve mutluluk dileklerimizle...

 


İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN



© 2002 [ 9 AY 10 GÜN-Kitap: ISBN 975-6797-20-7 ]
© 2003 [28 Gün / Kadın Olmak- Kitap: ISBN 975-6797-46-0 ]
© 1999-2050 - Her hakkı Dr. Kağan Kocatepe'ye aittir.
Op. Dr. Kağan Kocatepe
>>Nispetiye Caddesi No:34
Levent / İstanbul>>