| İÇİMİZDEN BİRİ: NİL ADANALI 8/6/2001[MA] 

İşte size Nil ve Bütün Kızlarının hikayesi: Yıl 1993. Henüz 10 aylık evliyim. Canımdan cok sevdiğim annem geçirdiği by-pass ameliyatından sonra hayata küsmüş. Perdeleri kapalı bir odada sabahtan akşama kadar televizyon seyrediyor. Babam perişan. Nasıl normale döndürebiliriz diye kendini yiyip bitirmekte. Daha fazla dayanamayacağımı hissettiğim bir gün anneme benim yapabileceğim bir şey olup olmadığını sordum. Cevabı çok kısa ve açıktı: "Bir torun istiyorum". O anda bu isteğinin belki de karşılanabilecek en kolay talep olduğunu düşünmüştüm. O güne kadar eşimle - ki bundan sonra Go diye bahsedeceğim- bir bebek sahibi olacak miyiz, olacaksak ne zaman olacağız, kaç tane istiyoruz gibi hiçbir soruyu gündeme getirmemişken ben karşısına hadi bebek yapalım diye çıkıverdim. Ben 24, Go 25 yaşındayız. O'na da çok kolay gelmiş olacak ki fikri bir anda çok sahiplendi. İlk evlilik yıldönümümüzü üç kişi kutladık. Ben, Go ve karnımda bebeğimle. Kabus dolu ve 6 sene boyunca aklımdan bir an olsun bile çıkmayacak günler başladı. 5 ay boyunca serumla beslendim. 5 ayda 11 kilo verdim. Bebeği alalım anne kurtulsun fikirleri çevrede dolaşmaya başladı. Hamile olmaktan nefret etmeyi bir tarafa bırakın içimde bir bebeğin büyüdüğü fikrini bile taşıyamadım. Sadece bu kadar kötü bir beslenme ile daha doğrusu beslenememe ile sağlıklı bir bebek doğurabileceğimi hiç ama hiç düşünmüyordum. Göksu'm 40. haftanın dolduğu son gün doğduğunda ben doğuma giderken hala kusuyordum. Toplam 5 kilo almıştım ve Göksu'm 2.900 gram 50 cm ve sağlıklı bir bebek olarak doğmuştu. Psikolojik ve fiziksel olarak bir savaştan çıkmıştım ve dolayısı ile baby-blues denen annelik sendromu doğum sonrasında 40 gün yakamı hiç bırakmadı. Göksu'ma ancak 40 gün sonra sağlıklı bir anne olarak sarılabildim ve bir daha hamilelik mi asla dedim. Aradan geçen 6 sene boyunca bütün planlarımızı tek çocuklu bir aile olarak kalacağımız yönünde yaptık. Birbirimize hiç sormadık. Böyle bir ihtimalin varlığını yok saydık. Ta ki Göksu'm sokaktaki çocukları ben kardeş buldum diye eve getirene, sokaktan iki köpek alıp bir tanesini kardeşine hediye etme planları yapana, kardeşine Gülpembe diye isim verip sanki karşısındaymış gibi hayali muhabbetler yapmaya başlayana, rüyasında kardeşiyle konuşana kadar. Ne yalan söyliyeyim geçer bir hevestir diye bekledim. Çok iyimsermişim! Ama bir gün öyle bir noktaya geldim ki akşam ikinci çocuk fikrine kesinlikle karşı bir insan olarak yatan ben, sabah bebek istiyorum diyerek uyandım. Meğerse Go'cum da istermiş de söylemeye cesaret edemezmiş. Değişen birşey yoktu. Yine kusuyordum, yine süratli bir şekilde kilo veriyordum ama birşey farklıydı adını koyamıyordum ama bu farklı bir hamilelikti. Herşeyi çok daha yoğun yaşıyordum. Dünyalar başıma dönüyordu. Herşey ilkine göre çok daha erken yaşanmaya başlamıştı. Tecrübeliyiz ya; rutin hastane ziyaretlerimize, serum yemek amacıyla başladık. Bir gün, hamileliğimin 12. haftasında hastaneye yatmak üzere gittiğimde bir hemşirenin beni yanlış anlayarak servise çıkarmak yerine usg odasına almasıyla ikiz bebek beklediğimizi öğrendik. Ben yarım saat hiç konuşamamışım. Go arabayı hastanede unutarak yürüyerek eve gitmiş ki yaklaşık 7-8 km'lik bir mesafe. O kadar şokta ki böyle bir haberi ilk verdiği insan kızımın kreşinin sahibi aynı zamanda da arkadaşımız. Göksu'm o kadar gönülden kardeş istemiş ki Tanrı O'nun sevgisinin tek bebek için fazla olacağını düşünmüş sanırım. O günlerdeki kafamızın karışıklığını, iki uçta gidip gelmelerimizi değil sizlere birbirimize bile ifade edemedik. Herşeyi bir tarafa bırakıyordum, tek bebekle kabusa dönmüş bir 9 ayın, çift bebekle bitebileceğini hiç gözüm kesmiyordu. Kuvvetim yoktu aynı şeyleri yeniden, daha yoğun yaşamaya. Nasıl oldu bilmiyorum. O gecenin sabahında tamamen pozitif enerji ve düşünceyle dolu üç cocuk sahibi olmaya karar vermiş bir Nil buldu herkes karşısında. Go'cum, sonucu belki çok keyifli olacak ama zor günler geçireceğini biliyorsun değil mi diye sordu. Başıma gelecekleri biliyordum. Ama ikiz bebek sahibi olma fikrinin içimde yarattığı anlatılmaz mutluluk herşeyi bir anda gözümden silmişti. Gerçekten zor oldu. Fazla kilo almama rağmen nefes ve tansiyon problemi 5. ayda yakamdan yapıştı ve bitene kadar da bırakmadı. İşte o günlerde Anneler Klubü'yle tanıştım. Sevgili arkadaşım Pınar Kılç sayesinde. Bir de külahlarımızı takıp ikizler çetesini kurduktan sonra eğlenmeye, eğlendirmeye, öğrenmeye, öğretmeye, paylaşmaya daha çok başladım. O zaman öyle gelmiyordu ama, günler hızla geçti. Son iki ayımı oturarak uyumaya çalışarak geçirdim. Hatta son ultrason kontrollerim oturarak yapıldı. Çünkü sırt üstü yattığım anda tansiyonum çok düşüyor ve bayılma derecesine geliyordum. Herşeyi bir tarafa bırakıp kara kara doğum aninda nasil sırt üstü yatacağımı düşünmeye başlamıştım çünkü epidural sezeryan istiyordum. Tamamen uyumak istemiyor ilk bebeğime doğduğu anda anne kucağına gelme şansını vermişken ikizlerimi bu mutluluktan mahrum etmek istemiyordum. Erken doğum riskimiz hep vardı, dolayısıyla her gün bugün mü acaba diye kalkıyordum yataktan. Valizimiz kapının önünde değil hep arabanın bagajındaydı. 36. haftanın bitmesine 2 gün kala kontrol için doktorumuzun muayenehanesindeydik. Başından beri hep daha hareketli olan bebeğimin kafasını baya bir aşağılarda yakaladık. Malum aşağıdan kontrol yapıldı ve 2 cm. açıklık olduğu görüldü. Bir Perşembe günüydü. Doktorum Pazartesi sabahı hastaneye gelmemi, artık orada takip edileceğimi ve gerekirse 38. haftayı beklemeden bebekleri alacaklarını söyledi. Baştan beri ihtimal olarak konuştuğumuz herşey gerçek olmaya başlamıştı. Halbuki o hafta sonu için Göksu ile planladığımız o kadar çok şey vardı ki. Kızım ilk defa 29 Ekim töreninde 1. sınıflar temsilcisi olarak şiir okuyacaktı. Bunu kaçıramazdım. Neyse yalvar yakar törene gitme izni kopararak mutlu bir şekilde çıktım muayenehaneden. O gece İkinci Bahar vardı. Yemeğimizi yedik. Go'cum bana rahat bir oturma pozisyonu hazırladı. Ayaklarımı sandalyenin üzerine attım ve kasıldım. Bu kasılmaları bir kaç haftadır hissediyordum zaten üzerinde durmadım. Aradan ne kadar geçtiğini hatırlamıyorum tekrar kasılma hissettim. İlk doğumdan tecrübeliyim bu ikinci kasılma biraz fazla erken olmuştu. Go'cum doktor olmasına rağmen çok panik olduğu için çaktırmadan saatime baktım. 3. kasılma 9 dakika sonra oldu. 4. yine 9 dakika. Gerekli alarmı vereyim mi vermeyeyim mi diye düşünürken Go'cum: Ne yaptığının farkındayım kaç dakika oldu diye sordu. Hemen annemi aradık. Doktorumuzu gereksiz yere panik etmeyelim düşüncesiyle. Annem de kadın doğumcu. Saçmalamayın hemen doktorunuzu arayın dedi. Saat 21.20. 10 dakika içinde gerekli organizasyonları yaptık (evde uyuyan bir çocuğumuz daha var ya) ve 21.40'ta hastanenin kapısından içeri girdiğimizde doktorumuz bekliyordu. Uzatmayayım hemen ameliyata hazırlandık. En son hatırladığım ameliyat masasının açısının nefesime göre ayarlanmasına rağmen bayılıyorum beni uyutun diye bağırıyor olduğumdu. Gözümü açtığımda odamdaydım. Yanımda bebek karyolası yoktu. Odanın içi insan kaynıyordu. Bebeklerim nerede diye ağladığımı hatırlıyorum. Go'cum başucumdaydı. Nilo'cum tedbir amacıyla Üniversitenin Hastanesine gidecek bebeklerimiz, merak etme gayet iyiler diyordu ama göstermeden götürmeyin diye bağırıyordum. Yarı baygın bebeklerimi özene bezene hazırladığım battaniyelerinin içinde 10 saniye kadar gördüm ve götürdüler. 9 ay boyunca devam ettirmeye çalıştığım bütün pozitif yaklaşımımın o anda sıfırlandığını hissettim. Dünya başıma dönüyordu. Çok kötü hissediyordum. Herşeyin bana anlatılan kadar basit olmadığını hissediyordum. Sonra beni uyuttular. Bebeklerimden bir tanesi bir akciğer problemiyle doğmuştu. Doğum kiloları düşük değildi ama erken doğmuş olmalarından dolayı bu problemi küvezde tolere edebileceğine karar verilmişti. Ezgi'mi ertesi gün geri getirdiler. Ama O'nu kucaklamak Naz'a haksızlık gibi geliyordu ve yapamıyordum. Ertesi gün Ezgi'nin de bir solunum sorunu oldu ve tekrar götürdüler. 2 gün sonra Naz'ımı getirdiler ama bu sefer de Ezgi'm yoktu. Yaşadığım çelişkileri anlatamam. Doğum sonrası psikolojinin çok önemli olduğunu biliyordum ama depresif olmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Benim iki bebeğim olmuştu, ikisini de kucağımda, evimde, odalarında, yataklarında istiyordum. Herneyse gidip gelmeler 10 gün sürdü ve doğumdan 11 gün sonra biz Adanalı ailesi ilk defa bizim çatının altında 5 kişi uyuyabildik. Mutlulukların en güzeliydi. Önce kurabiyeydiler. Sonra ikizler çetesinin kız kurabiyeleri oldular. Şimdi ise lahana bebekler. Onları çok ama çok seviyorum. Çok yorgunum. Çok halsizim. Çok sık hasta oluyorum. Her zaman uykum var. Ama hayatımın en verimli günlerini yaşadığımı hissediyorum. 3 kız annesiyim derken suratımın ifadesinin değiştiğini biliyor, içimde birşeylerin gümbür gümbür kaynadığını hissedebiliyorum. Bu sene sevgililer gününde kızlarım bana hediye almak yerine bir mektup yazmışlar. O mektuptaki birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki de o birkaç satır benim kelimelerle ifade edemediğim duygularıma tercüman olacak: 
| " .....üç ayrı çocuk, üç ayrı umut, üç ayrı sevinç, üç ayrı sevgi ve nihayetinde de üç ayrı yaşama sevinci demektir." " Belki birbirinize hiç söylemediniz ama bizler; Göksu, Naz ve Ezgi iki sevgilinin birbirine verebileceği en güzel ve en değerli hediyeleriz." |
İşte böyle güzel anneler. Doğum öncesi ve sonrasında yaptığım tüm kaprislere büyük bir sabırla katlanan ve manevi desteğini benden hiçbir zaman esirgemeyen doktorum Ayhan SUCAK'a, hayatı benim için en kolay hale sokma çabasından hiç vazgeçmeyen bütün aileme, her gün daha fazla artan bir sevgiyle bağlı olduğum aşkım Go'ya ve en büyük sırdaşım, kader ortağım, dostum anneler klubüne binlerce teşekkür... |  |

| En büyük teşekkürü sona sakladım. Gözbebeğim Göksu'm; belki de bu dönem en çok senin için zordu. Her ne kadar bu bebekleri en çok sen istediysen de içinde kopan fırtınalardan hep haberdardım. Benim sabrımın tükendiği dakikalarda hep en sabırlı olduğun, içinde büyüttüğün o kocaman sevgi yumağını kardeşlerinle, babacınla ve benimle daima paylaştığın, daha 7 yaşında omuzlarına yüklenen iki kardeşe ablalık yapma sorumluluğunu başarıyla kaldırabildiğin ve can yoldaşım olduğun için teşekkür ederim annecim. |
Sağlıkla, sevgiyle ve ailenizle kalın. Herşey gönlünüzce olsun.
İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN |