gebelik.org

Kadın Sağlığı Arama Motoru

Doğru arama yapın, aradığınızı bulun...



gebelik.org Dr.Kağan Kocatepe tarafından hazırlanmıştır.
       
       
Dr. Kağan Kocatepe'den muayene randevusu almak için tıklayın>>

UNTERSUCHUNGSTERMİNE

MAKE AN APPOİNTMENT

gebelik.org
MÜZİKLİ SAYFA...

gebelik.org

İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN

hamilelik dönemi
dünyanın hamilelik ile ilgili
ilk görüntülü bilgilendirme sitesi

yayında...
www.hamilelik.tv

   
İÇİMİZDEN BİRİ: GÜL DELİKTAŞ

12/7/2001[KK]

gebelik.org

Gül, Oytun ve Günsu

 

“GÜNSU: GÜN gibi aydınlık, SU gibi berrak ve temiz”

“Kızım Günsu bana Allahın bir armağanı ve emaneti. Tanrım onu bana 3.evlilik yıldönümüne 5 gün kala mutluluğumun devam etmesi için armağan etti ve Tanrım onu bana hayatta her zaman işlerin benim istediğim gibi olmayacağını ve en hakiki mürşitin SABIR olduğunu öğretmek için verdi.”

Bebek sahibi olmaya karar verdiğimiz zaman eşim Oytun ve ben 2.5 yıldır evli idik. Geçen bunca zamanın ardından evliliğimizin bir “bebek” ile daha da güçlenmesini ve renklenmesini düşünüyorduk. “Bebek” konusu ben gidip bir eczaneden hamilelik testi alıp, deneyip, sonucun pozitif olduğunu görede dek böyle gizemli bir fikir olmaya devam etti.

Günsu ‘ya 5 haftalık hamile olduğumu öğrendiğim zaman yalnızdım, eşim işi gereği Belçika’da idi ve ben bu haberi ona aklımdan geçen yığınla senaryoyu bir tarafa bırakarak, pek de romantik olmayan bir şekilde cep telefonuna mesaj atarak verebildim. O saniyeden itibaren benim, kocamın, annemin ve babamın tüm dünyası bu daha doğmamış, yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız minik hücre yumağı etrafında dönmeye başladı.

Haftalar ilerledikçe doktor kontrolüne gitmek benim için bir çocuğun lunaparka gitmek için duyduğu hevese dönüştü çünkü bir tek oradaki ultrason ekranından onu görebiliyor, yaşadığını anlıyordum. Hatta aynı dönem eve de bir adet ultrason cihazı almak için ısrarcı oldum! 12. haftadan sonra dünyamı karartan mide bulantıları sona erince gittikçe büyüyen karnımın keyfini çıkarmaya başladım ta ki 15. haftada dişeti enfeksiyonu olup 39.5 derece ateşle 4 gün yatana kadar. Açıkçası o ana kadar bebeği kaybetme düşüncesini aklıma bile getirmemistim. Duruma el koyan doktorumun emri ile ağlaya ağlaya antibiyotik ve parasetamol kullandım. İnsanın böyle bir durumda ya ona bir sey olursa endişesi beynini kemiriken huzur bulması mümkün olmuyor.

16. haftada bir kızım olacağını öğrendim ve aynı hafta ondan ilk tekmeyi yedim! O andan itibaren hayatı boyunca taşıyacağı ismi bulmak için yoğun bir arayış başladı. Benim hayatımın en özel ve önemli günleri hep yağmurlu sonbahar günlerinde yaşandı nedense. Bebeğin muhtemel doğum tarihi de eylül sonu olunce ben “Yağmur” ismini ertafında dönerken Günsu yu bulduk ve ailecek bu ismi cok benimsedik.

Hamilelik açıkçası bana çok keyif verdi. Kendimi bu 9 ay boyunca hiç kısıtlamadım; çalışmaya devam ettim, yolculuğa çıktım, spor yaptım, geceleri ve hafta sonları hep birseyler yaptım, kısacası normal hayatımı sürdürdüm. Bulantılarım, uzun derin uykularım, uykusuzluklarım, mide yanmalarım, gittikçe ağırlaşan vucudum, beyazlaşan saç tellerim ve durmadan kanayan diş etlerim ile bu uzun serüveni tamamladık ve 28 Eylül 2000 Perşembe günü konaklama hizmetlerimden memnun kalıp tam tamına 40 hafta 1 gun içeride kalan kızıma artık kavuşmak için hastaneye gittik. Tuhaf bir tesadüf ile 27 Eylül gecesi kasılmalarım başladı ve “nişan” geldi. Yani onu dünyaya getirmek için hazırladığımız düzenin farkına varan kızım da gelmeye karar vermişti anlaşılan.

Sabah 8 de hastaneye gittim. Beni 9 da doğum için içeriye aldılar. Tek kullanımlık kıyafetlerden verdiler, üzerimdekileri çıkartıp bir torba içinde doğumhane kapısındaki kocama verdim ve hayatımın eşi benzeri olacağına inanmadığım doğum tecrübesini tek başıma yaşamak için ondan ayrıldım. Hastanede işler umduğumuzdan hızlı geliştiği için benimle hastaneye gelenlerin (arkadaşım, arkadaşımın annesi, kayınvalidem, kayınpederim, görümcem……)hepsi ayrı bir tarafta iken ben yalnızca kocama ve anneme veda edebildim.

İlk yarım saati hemşirelerle geçirdim; standard sorulara cevap verdim, kan verdim, tansiyonum ölçüldü. Ben gittikçe artan heyecanım ile aranan gözlerle etrafıma bakınırken doktorum beni buldu ve bir daha da yanımdan ayrılmadı. Beni bekleme odalarından birine alıp muayene attiler, serum bağladılar, sonda taktılar ve anestezi için ameliyathaneye gideceğimi söylediler. Bekleme odaları ne kadar soluk ise ameliyathane o kadar aydınlıkmış meğerse.

Doğumu epidural sezeryan ile yaptım. Doğumda bayılmak istemeyen, o süreyi görüp duyarak yaşamak isteyen herkese de bu yöntemi tavsiye ediyorum. Anestezi uzmanı beni eğilip bükmeden masanın üzerine oturtarak 5 dakika içinde belime o ünlü teli taktı ve kateteri bağladı. Ne acı duydum ne de bir yanma. Anestezi başarılı olmuş olmalı ki uyuşukluk geçtikten sonra da (akşam 4-5 gibi ayağa kalkmayı denedim, biraz sendeledim ama başardım) gerek hastanede gerekse de eve geldikten sonra baş, bel, sırt, bacak vs ağrısı çekmedim. Zaten doğumdan 1 gün sonra ayağa kalktım o günden beride yatabilmiş değilim!

Ameliyathaneye girdiğimde bir hemşireye saati sormuştum saat 10.30 idi. Anestezi uzmanı, benim doktorum, bir kaç hemşire ve bebek doktoru başımda toplandılar ben ameliyat masasında yatarken. Tamamen uyuştuğuma karar verince başlıyoruz dediler ve ben hiç birsey anlamadan onu tutup çıkardılar. Oradakiler bebeğimin 2.700 gr ve sağlıklı olduğunu söylediklerinde içimden tamamdır bu iş bitti diye düşündüm.Tüm bu işlemlerin ardından kızımın çığlığını duyduğumda saati yine sordum 11.05 olmuştu. Her ne kadar bana bir asır gibi geldiyse de anladım ki o kadar da uzun sürmemiş kızıma kavuşmam. Onu doğduktan hemen sonra gördüm, genel anestezi istemememin en büyük sebebi de buydu zaten; onu hemen görmek. Ne kadar minikti, o kıpkırmızı haliyle bile ne kadar güzeldi. Günsu ‘nun ilk muayenesi yapıldı orada, bir yandan da beni kat kat diktiler yine hiç ama hiç bir sey hissetmedim. Sadece verilen oksijen maskesi yüzünden her halde boğazım kurudu, sesim kısıldı. 11.45 civarında odamıza geldik. Annem ve babam bu kadar zamandır torun sevdalısı oldukları halde yanlarından geçen bebeğe değil de koşup bana geldiler, öncelikle benim sağlığımla ilgilendiler. O anda anladım ki evlat sevgisi başka bir seymiş. O saniye en zor durumdaki şüphesiz Oytun oldu çünkü bana mı gelsin bebeğe mi uzansın bilemeden odanın kapısında bir sağ bir sol hamle yaparak hepimizi güldürdü!

gebelik.orgGünsu

GÜNSU DELİKTAŞ; İkibinyediyüz gram; 28 EYLÜL 2000 st.11.05

Doğumunun 2. Günü Günsu yenidoğan sarılığı oldu ve ışına tutulması için onu alıp götürdüler. O odamıza geri gelene dek ağladım, toplam 36 saattir gördüğüm, sürekli ağlayan birine bu kadar bağlanabileceğimi tahmin edememiştim.

Bugün 24 Kasım ve Günsu 58 günlük oldu. Her günüm her gecem her anım onunla geçiyor. İşin tuhaf yanı sanki hiç Günsu olmadan yaşamamış, hiç evde yalnız kalmamış gibiyim.

Umarım Allah tüm bebek isteyenlere bu tecrübeyi yaşatır ve tüm bebek bekleyenleri bebeklerine kavuşturur.

Gül DELİKTAŞ

gebelik.orgGünsu'ya annesi Gül ve babası Oytun ile ömürboyu sağlık, başarı ve mutluluk dileklerimizi sunarız...

25/11/2000 gebelik.org [TGK]


İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN



© 2002 [ 9 AY 10 GÜN-Kitap: ISBN 975-6797-20-7 ]
© 2003 [28 Gün / Kadın Olmak- Kitap: ISBN 975-6797-46-0 ]
© 1999-2050 - Her hakkı Dr. Kağan Kocatepe'ye aittir.
Op. Dr. Kağan Kocatepe
>>Nispetiye Caddesi No:34
Levent / İstanbul>>