gebelik.org

Kadın Sağlığı Arama Motoru

Doğru arama yapın, aradığınızı bulun...



gebelik.org Dr.Kağan Kocatepe tarafından hazırlanmıştır.
       
       
Dr. Kağan Kocatepe'den muayene randevusu almak için tıklayın>>

UNTERSUCHUNGSTERMİNE

MAKE AN APPOİNTMENT

gebelik.org
MÜZİKLİ SAYFA...

gebelik.org

İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN

hamilelik dönemi
dünyanın hamilelik ile ilgili
ilk görüntülü bilgilendirme sitesi

yayında...
www.hamilelik.tv

   
İÇİMİZDEN BİRİ: EBRU SEZER

gebelik.org

Bu bölümümüzün yeni konuğu Ebru Sezer, 1974 Ankara, Bilgisayar Yük Müh., Halen Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Ebru, bu yazısında bize doğum öyküsü yanında, bebeğini nasıl beslediğini de anlatıyor.
6 / 1 2001 [TGK]

DEMİR'İN HİKAYESİ

O gün eşim işten beni almıştı. Ve bence işimdeki son haftamdı. Yıllık izinlerimle birleştirip uzun bir doğum öncesi dinlenme ve bebeğimle flört etme dönemi geçirmek istiyordum. Ancak bu tatil için bir engel vardı: Yüksek mühendislik tezim için ertesi hafta jüri önüne çıkacaktım. Tüm hafta evde hazırlanıp bu işi bitirecektim. Bu planlarla uykuya daldım.

19 Eylul 2000'de gece uyandığımda kıyafetlerim, yatağım tamamen ıslanmıştı. Ve yorgunluktan ıslaklığı hissedebildiğim ama uyanamadığım gaflet dakikalarım geçer geçmez yataktan fırladım. Daha 7. ayın ortalarındaydım bir hafta önce doktorum herşeyin çok normal olduğunu söylemişti. Bu su akıntısı nereden çıkmıştı. Hemen eşimi uyandırdım ve anneme telefon açtım. Sular geldi dedim. Kadıncağızın ilk tepkisi mutfaktan mı diye sormak  oldu (Mutfak dolabının altında bazen su akıntısı oluyordu). Ben panikle 'benden anne benden' diye çırpınınca annem hemen hasteneye dedi. Çantamı alıp çıktım. Eşim o arada ne yapıyordu hiç hatırlamıyorum. Sadece hızlı kullanma panik yapma diye uyarıp duruyordum.

Hastanede suyumum geldiğini doktorlarda teyit edip (aslında görünen köy klavuz istemiyordu) iki ihtimal olduğunu söylediler: ya vücudum suyu yeniden üretecek ve gebelik devam edecekti yada eyleme gireceğim ve erken doğum olacaktı. Erken doğumu duyunca bebeğime umduğumdan önce kavuşacak olmanın sevinci içimden yel gibi geçti ve yerini hemen endişeye bıraktı zira doktorum erken doğan bebeklerin yaşadığı sorunları anlatmaya başlamıştı. Eyleme girme şüphesi ile iki gün doğumhanede yattım. Baktılarki gelen giden yok beni servise çıkardılar. Ancak su mütemadiyen akıyor, kesilmiyordu. Her ayağa kalktığımda, yürüdüğümde ... Her ultrasonda yada her NST doktorlar kötü birşey diyecek diye korkudan tansiyonlarım çıkıyordu. Onlara göre bebek hareket ettiği sürece beklemekten başka yapacak birşey yoktu. Hareketi kestiği yada azalttığı anda sezeryanla doğum kararı alınacaktı.

En büyük sorumluluk olan hareketleri sayma işi bana verildi. Ve işin kötüsü o hareketler gün be gün cılızlaşıyordu. Endişemi anlatamam. Her anı ben ne yaptımda su kesesi patladı. Niye bu kadar çalıştım, niye kendimi esirgemedim diye kendimi suçlamakla geçti.

Derken hafta sonu Cumartesi doktorum artık suyun yok denecek kadar az kaldığını Pazar günü için doğum kararı alabileceğini söyledi ve 'benim durumumu anla, bende bebek için en doğru olanı seçmeye çalışıyorum' dedi. Bende 'sizde beni anlayın korkuyorum' dedim. Bu en son konuşmamızdı.

Cumartesi öğleden sonra nişan denilen olay gerçekleşti ve seyrekçe kasılmalarım başladı. Cumartesi öğleden sonra başlayan kasılmalar Pazar öğlene dek sürdü ve artık öğlen tam anlamıyla periodik sancılarım başlamıştı. Doğumhaneye indirildim. Sancı odasında bekliyordum. Başımda bir araştırma görevlisi ve iki intern doktor vardı. Hepside bilgisayar konusunda müthiş meraklı. Ben kasılmaların arasında onların sorularına cevap veriyordum. Efektif doğum sancısı denilen bir iki taneden sonra ağrı kesici verdiler ve doktorum geldi. Periyodik olarak bebeğin gelişini kontrol ediyorlardı. Doktorun saçları göründü doğumhaneye dediği an sanki o ana kadar sancıları çeken ben değilmişim gibi hakikatten doğuruyorum ya dedim. Aslında o ana kadar Demir'le hep konuşmuştum. Hadi oğlum ben elimden geleni yapıyorum sende yardım et diye yineleyip duruyordum.

Neyse doğumhaneye geçildi. Doktor 'bir defada alacağız Ebru en uzun ve güçlü ıkınmanı istiyorum' dedi. Ve bir defada Demir içimden dışarı kaydı ve hayatta asla unutamayacağım, mutluluğun en tepeye vurduğu noktayı yakaladım. Gerisi doktorun beni toparlaması ve benim bebeğime yapılan işlemleri izlememle bitti.

Demir, 2400 gr ağırlığında  ve 43 cm uzunluğunda. Kilosuna herkes iyi diyordu ama her tarafı buruş buruş, derisi kat kattı, vucudu tüylerle kaplıydı. Bu tarif kulağa güzel gelmesede o benim gördüğüm en güzel bebekti.

Artık onu karnımda kaybetme korkulu rüyasında çıkmıştım. Rahatlamış yatağımda ikram edilen sıcak çayı içiyordum ve bebeğimin doğumu düşünüyordum. Demir'im küvöze gitmişti. Tek kötü yanı buydu. O gece sabaha kadar sanki Demir hala karnımda ve beni tekmeliyormuşcasına irkildim.

Ertesi sabah doğru küvöze gittim. Hemşireler bana oranın kurallarını anlatıp kullanılabilecek biberonları, süt sağma makinalarını falan gösterdiler. Ve bebeğimin başına geçtim. İçimden sevgi şefkat taşmasını beklerken, korku ve beceriksizlik duygusuna kapıldım. Onu kucağıma alıp tanıştım. Ellerini tutup tokalaştık. Tüm çabalarıma rağmen emziremedim. Süt yoktu ve o çekecek kadar becerikli değildi. Acaip bir suçlulukla servise döndüm. Oradaki makinanın başına geçip uğraştım. Sonrası makinalarda süt sağmak için denemeler, denemelerden sonra birfiil emzirme dönemi ile geçti. Demir sarılık oldu, ışık tedavisi gördü. Onun fototerapiden çıktığını eşim söylediğinde havalara uçtum. Hele küvözden çıkıp sepete yerleştirildiğinde artık herşey yoluna giriyordu.

Benim hasteneden çıkmam gerekiyordu. Aslında ne doktorlar ne hemşireler böyle bir zorlamada bulunmadı ama yatak işgal etmemem gerekiyor diye düşünüp eve çıktım. Ama ne kötüydü. Eşim ve ben evde, Demir küvözde. İnsanın canını bırakıp gitmesi buymuş. Evde Demir için gerekli hazırlıklar yapıldı. Ve Muhteşem Pazar günü telefon edip 'Demir Sezer taburcu' dediler. Bu kez onu emzirmeye, görmeye değil almaya gidiyorduk. O gece herşey olması gerektiği gibiydi Önder, ben ve Demir beraberdik.

İlk gece Demir'in hıçkırmasının beni nasıl paniklettiğini anlatamam. Ne kadar çaylak bir anne olduğumu tahmin edemezsiniz.

Seni seviyorum Demir

Hiç düşünemeyeceğin kadar,

Hatta benim bile düşünemeyeceğim kadar...

Demir SezerDemir Sezer, şu an 13 aylık, 11 kg ve 81 cm. Kendince yürümeğe çalışıyor. Bizde peşinde düşmelerinde koruyucu melek olma sevdasıyla koşturup duruyoruz..

 

DEMİR'in BESLENMESİ

Demir doğduktan sonra küvöze gitti. Dolayısıyla düzenli emzirmek bir hafta mümkün olmadı. Anne sütü emzirme olayı olmadığı zaman insanın canını okuyor. Ağrı, sancı yapıyor ama dışarı da çıkmıyor. Yani sütünüz hem var hem yok oluyor. Bu süreci müthiş sancılı geçirdim ve neredeyse emzirmekten vazgeçecektim. Doktora gidip süt üremesini engelleyen ilaçlardan istedim. Tabii güzel bir fırçada yedim. "Bir haftalık bebek anne sütü almayacakta ne alacak" diye doktor beni tersledi ve sıcak su kompresi yapacaksın dedi. İşe yaradı.

Dört buçuk ay anne sütü aldı. Ben,  o tarihte işe başlayınca Demir olan haylazlığıyla emmeyi bıraktı. Yeni sevdası biberonuydu. Tabi ben vazgeçermiyim. Süt sağma makinası aldım biberona sağıp buzdolabına bırakıyordum. Annem ve bakıcısı gün içinde ölçeklendirip veriyorlardı.

Demir yedi buçuk aylıkken çarpıntı şikayetiyle kullandığım ilaç yüzünden bir hafta emziremedim. Sütümde azalmıştı, bu vesileyle bitti. Bizim anne sütü hikayemizin sonu geldi. Ek gıdalar arttı. Zaten 6 aylıkken başlamıştım.

Yaşına kadar inek sütü vermedim.

En kolay yediği yoğurttu. Ama ben hata edip her gün ısrarla bir defa yedirmeye çalıştım. Aylarca yedi ama artık isyan etti. Yoğurdu görür görmez "ööggghhh" diyor.

Yaşına kadar reçel yada bal vermedim.  Hergün bir kaşık pekmezimiz var.

Sebze olarak havuç, kabak, brokoli, bezelye, fasulye verdim. Soya, patates, pirinç, mercimek, buğday' la değişik çorbalar hazırladım.

Kabızlık şikayetimiz olduğunda yulaf unu ile çorba yapıyorum. Herkese tavsiye ederim. Ayrıca yulaf genel olarakta verilmeli bence zira çok besleyici.

Yağ olarak zeytin yağı kullandım. Tuz önceleri hiç yoktu. 1 yaşından itibaren başladım.

Şu an biz ne yersek yiyor. En sevdiği yemek sulu köfte, patates yemeği, tavuk suyuna şehriye çorbası...

Kahvaltısında yumurta, peynir,  ekmek ve ıhlamur var.

İnsan anne olunca bebeği herşeyi yesin hemde çok çok yesin istiyor. Ama benim tecrübem bu konuda bebekle inatlaşmamak gerektiğini gösterdi. İnat,  bebeğin tiskinmesinden  ve hırçınlaşmasından başka bir işe yaramıyor.

DEMİR Niye DEMİR?

Demir'e hamile olduğumu çok geç öğrendim. Tabi öğreninceye kadar böyle birşeye hiç ihtimal vermediğim için yapmadığım kalmadı. Röntgen filmleri çektirdim, antibiyotikler kullandım, işte odamı düzenleyeceğim diye  her türlü ağır eşyayı kaldırdım. Seçim dönemiydi oy kullanmak için kaç saat ayakta bekledim.

Doktora başka şikayetlerle gittiğimde ultrason istedi. Ultrasondakilerde bebek var hem de hala kalbi atıyor dediler. Odadan çıkıp Önder'e (eşime)  bebek varmış dedim oda "hadi ya" diyerek bizim olaya olan nekadar uzaylı olduğumuzu gösterdi.

Sonra ongün istirahat ettim. O süreçte Demir bana sıkı sıkı bağlandı. Bizde ona...

Erken doğum sürecini anlatmıştım.

İki aylıkken hastalandı. Ventolin kullandı ve ayaklarında klonus (dokununca titreme) oluştu. FTR ve nörolojilerde az günümüz geçmedi.

Düzenli egzersizlerimiz, kontrollerimiz vardı. 6 Ay içinde klonustan da kurtulduk....

Demir, yaşadığımız her sıkıntılı süreçten bizi yüzümüzde gülücükle çıkardı

Bu yüzden adı Demir

gebelik.org


İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN



© 2002 [ 9 AY 10 GÜN-Kitap: ISBN 975-6797-20-7 ]
© 2003 [28 Gün / Kadın Olmak- Kitap: ISBN 975-6797-46-0 ]
© 1999-2050 - Her hakkı Dr. Kağan Kocatepe'ye aittir.
Op. Dr. Kağan Kocatepe
>>Nispetiye Caddesi No:34
Levent / İstanbul>>