| İÇİMİZDEN BİRİ: EBRU ELÇİN İçimizden Biri 28/10//2001 
Merhaba! Ben Anneler Klübünün en eski üyelerinden Ebru ELÇİN. 23/11/1974 Çorlu doğumluyum. Aslında gemi inşaat mühendisliği eğitimi aldım ancak kendi mesleğimi hiç yapmadım ve sanırım bundan sonrada yapmayacağım. Eşim Bahadır ile 5 yıllık flört devresinin ardından 15/06/1996 da evlendik. Henüz beş günlük evliyken eşimin işi sebebiyle Aşkabat/Türkmenistan'a gittim. En fazla bir yıl kalırım dediğim Aşkabat'ta iş bulup çalıştığım için tam 4,5 yıl kaldım. Oğlumuz Tunç Bora'ya orada hamile kaldım. Şimdi 1 yaşını doldurmaya bir hafta kalan bir kuzumuz var ve artık hem doğum hem de annelik tecrübelerimi sizlerle paylaşmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. İşte bizim hikayemiz..... ARTIK BİR BEBEK SAHİBİ OLMAMIZIN ZAMANI GELDİ Bahadır ile bebek sahibi olmaya karar verdiğimizde Mart 1999 du. Evlendiğimden beri kullandığım doğum kontrol haplarını bırakmış ve beklemeye başlamıştık. Uzun süreli hap kullanımından sonra hemen hamile kalamayabileceğimi bir çok literatürden okumuştum. Bu yüzden ilk aylar düzenli olarak periyodumun gelmesi beni endişelendirmemişti. Ancak aylar birbirini takip ediyordu ve hala hamile kalamamıştım. Eşimle birlikte birkaç ay daha bekledikten sonra bir doktordan yardım almayı düşünmeye başlamıştık. Kasım 1999'da periyodum yine gelmiş ancak sadece bir gün sürmüştü. İlk defa başıma böyle bir düzensizlik geliyordu. Ne olduğunu anlayamamıştım. Aşkabat'taki eczanelerde gebelik testi olmadığından 22 Kasım'da şehrin en temiz ve güvenilir hastanesi olan Türk Hastanesine gidip testi yaptırmaya karar verdim. İdrar testinin sonucunu beklerken öylesine heyecanlıydım ki anlatamam. Ancak sonuç ne yazıkki negatifti. Aralık ayının başında beklediğim periyodum yine gerçekleşmemişti. Bu sefer çalıştığım işyerinin doktoruna durumumu anlattım ve beni bir Rus Hastanesine götürmeyi teklif etti. Öncelikle ultrason ile gebelik tespit edilmeye çalışıldı ancak Rus doktor gebelik kesesinin gözükmediğini söyledi. Daha sonra bir jinekolog tarafından muayene edildim. Jinekolog rahim ağzında oldukça büyük bir yara olduğunu, bu yaranın hamile kalmama engel olabileceğini söyledi. Yara tedavi edilmeliydi ancak öncelikle periyodum gelmesi gerekliydi. Bu sebeble progestron hormonu içeren iğnelerden verdi. İğneler üç günlüktü ve üç günün sonunda mutlaka periyodum gelmeliydi. Üç gün geçti ancak gelen giden yoktu. Şirket doktorumuz biraz daha bekleyelim dedi. Yaklaşık onbeş gün beklediğimiz halde hala periyodum gelmemişti. Benim sinirlerim iyice bozulmuştu çünkü ne hamileydim ne de periyodum geliyordu, terslik neredeydi anlayamıyordum. 28 Aralık'ta yaklaşık bir haftadır çektiğim mide yanmaları iyice şiddetlenmişti. Daha önceden ülser başlangıcı teşhisi konulduğundan mide yanmalarımı buna yormuştum. Ancak son iki gündür beni çok rahatsız ettiğinden doktora gitmeye karar verdim. Eşimle birlikte yine Türk Hastanesinin yolunu tuttuk. İç hastalıkları uzmanı mide yanmasının dışında herhangi bir rahasızlığımın olup olmadığını sordu, bende periyodumun düzensizliğinden bahsettim. Ancak hem test hem de ultrason bulgularının negatif olduğunu ve hamile olmadığımı söyledim. Doktor bu durumda bana bir ilaç veremeyeceğini, önce gebelik testinin yinelenmesi gerektiğini söyledi. Sonucun olumsuz olacağını bile bile test için yine idrar verdim. Test sonucu kapalı bir zarfla verildi. Zarfı merdivenleri çıkarken açmaya başladım. Birde ne göreyim, sonuç pozitif! Birden hem ben hem Bahadır donduk kaldık, zira aklımıza ilk gelen kullandığım iğneler oldu. Hemen doktorun yanına çıktık, sonucu söyledik ve iğnelerin bebeğe bir zararı olup olmadığını sorduk. Çok şükür progesteron iğneleri düşük tehlikesi olan gebelerde kullanılırmış ve bebeğe herhangi bir sakıncası yokmuş. İkimizde derin bir nefes aldık ve şaşkın şaşkın doktorun odasından çıkıp ultrason için jinekoloğun yanına gittik. Muayaenede 7-8 haftalık gebe olduğum ortaya çıktı. Yani hem ilk testin yapıldığında hem de ilk ultrason muayenesinde hamileymişim ancak anlaşılamamış, demek bu devirde böyle yanlış teşhisler olabiliyormuş. Neyse çok şükür artık bizimde bir bebeğimiz olacaktı, kendini testlerde ve ultrasonda iyi saklamıştı ama sonunda izini belli etmişti. Hoşgeldin bebeğim, söz veriyorum sana çok iyi bakıcam, hem karnımda hemde dışarda!:) TÜRKMENİSTAN'DA HAMİLELİK Hamile olduğumu öğrendiğimden beri kendimi çok farklı hissediyordum, O çok istenen ve beklenen bir bebekti ve Ona hakkettiği ilgiyi göstermeliydim. İlk haftalardaki mide yanmaları ortadan kalkmış yerini deniz tutmasına benzer hafif mide bulantıları almıştı. Ama bu bulantılar beni hiç kusturmadı. Son derece rahat bir hamilelik geçiriyordum. Buna rağmen doğumumu Aşkabat'ta yapmayı düşünmüyordum. Böyle düşünmekte pek çok haklı sebebim vardı, bunlardan en önemlisi hamile olduğumu bile anlamamış olmalarıydı. Ayrıca hem hijyen açısından hem de teknik açıdan yetersiz olmaları beni Türkiye'de doğum yapma fikrine iyice itmişti. Bu yüzden Türkiye'de iyi bir doktor ve hastane arayışına girdim. En sonunda bir önceki yıl ablamın doğum yaptığı hastaneyi ve doktoru uygun buldum. 20 Ocak 2000'de izin için Türkiye'ye geldik ve hemen doktorumdan randevu aldık. Yapılan muayene sonucunda 10 hafta beş güne uyumlu gebeliğim onaylandı:). Türkmenistan'da yaşamamız sebebiyle aylık kontrollerimi orada yaptırmam gerektiğini söylediğimde doktorum herzaman internet yoluyla haberleşebileceğimizi ve hiç çekinmemem gerektiğini söyledi. Kullanmam gereken ilaçların zamanlarını ve yaptırmam gereken testleri de hatırlatmayı ihmal etmedi. Türkmenistan'a döndükten sonra aylık rutin kontroller için yine Türk Hastanesini seçtik. Buradaki Rus bayan jinekolog ile olan diyaloglarım hayli ilginçtir. Oradaki tekniğin çok farklı olduğunu duyuyordum ancak bu kadarını tahmin etmiyordum. 4. Ay kontrolümüzde bebeğimizin erkek olduğunu söyledi ama ben hiç inanamadım. Size "Sakin gün içinde içtiğin sıvıların miktarı -buna su, çorba, meyve suyu vs. dahil- 1,5 litreyi geçmesin yoksa her tarafın şişer, aman o kalsiyum haplarını kullanma yoksa bebeğin başı çıkarken zorlanır" gibi tavsiyelerde bulunan bir doktora siz olsanız inanır mıydız? Ben inanmadım. Bu arada Türkiye'deki sevgili doktorum Herman İŞÇİ'yle ve klup doktorumuz Kağan KOCATEPE'yle olan diyaloglarımız internet üzerinden devam etti ve ben bütün aklıma takılan soruların cevaplarını onlardan aldım. Gebeliğin 16.-20. Haftalarında yapılması gereken üçlü test malesef Türkmenistan'da yapılamıyor, daha doğrusu bu teknolojiye sahip değiller. Bu yüzden Mart ayı başında Türkiye'ye gelip bu testi yaptırmayı planlıyordum. Ancak doktorum gelmeme gerek olmadığını, bir laboratuvarda kanımda serum yaptırıp bunu Türkiye'ye göndermemin yeterli olduğunu söyledi. Bende serumu hazırlatıp buz torbalarına sardırıp 12 saat içinde Türkiye'ye gönderdim. Neyseki amniyosenteze gerek kalmadı. Bu bilgiyi özellikle vermek istedim, zira Türki Cumhuriyetlerde yaşayan birçok üyemiz var, Onlarında üçlü testlerini bu şekilde yaptırabileceklerini bilmeleri iyi olur. Bebeğimin ilk hareketlerini 20. Hafta civarında hissettim, karnımda pıtpıt atan birşeyler vardı. Haftalar ilerledikçe bu pıtpıtlar yerini oynamalara hatta tekmelere bıraktı. Çok şükür rahat bir hamilelik geçiriyordum, hiç aşerme gibi bir problemim olmadı. Bahadır belki canım ister diye çarşıda pazarda ne varsa toplar getirirdi, ama ben yemeyincede kendisi oturup bir güzel yerdi. Onu hep uyarırdım-bak doğum sonrası benden bu kilolar gidecek ama sende kalacak- derdim. Sonuç: Hamileliğim boyunca aldığım 14 kilonun 8 kilosunu doğumdan hemen sonra geri kalanını da bir ayda verdim ama Bahadır aldığı 10 kiloyu geçen 1 yıla rağmen hala vermeye çalışıyor:). Tek problemimi 24-25. Haftalarda idrar yolları enfeksiyonuyla yaşadım. Çok sıvı aldığım halde idrar testi sonuçlarımda bol lökosit görüldü. Türkiye'deki doktorum ve Kağan Bey test sonuçlarını inceleyip onayladıkları için antibiyotik tedavisine başladık. Tedaviden sonra oranlar normale döndü ancak bu seferde antibiyotik kullanmam sebebiyle mantar enfeksiyonuyla uğraşmak zorunda kaldım. Mantar enfeksiyonu da tedavi edildikten sonra rahatladım. DOĞUM ŞEKLİ HAKKINDA KARAR: NORMAL Mİ, SEZARYAN MI? Hamile kalmadan önce normal doğum hakkında öylesine kötü hikayeler dinlemiştim ki eğer bir gün anne olacaksam bebeğimi mutlaka sezaryan ile dünyaya getiririm diye düşünüyordum. Hamileliğimle birlikte okumaya başladığım birçok dergi ve kitapta aslında normal doğumun çokta korkulacak bir olay olmadığını düşünmeye başladım. Helede Avrupa ve Amerika'da sezaryan ile doğum yapan kadınlara çok acıyarak yaklaşıldığını öğrenince normal doğum fikri daha sıcak gelmeye başladı. Ama hala tam karar vermiş değildim. Taki yabancı bir sitenin giriş yazısı olan şu sözleri okuyana kadar " Doğum doğal bir olaydır, bir ameliyat değil". O zamana kadar sezaryanın bir ameliyat olduğunu hiç düşünmemiştim ama birden olayın bu boyutu beni korkutmaya başladı. Ve kararımı verdim, eğer herhangi bir sağlık problemiyle karşılaşmazsam bebeğimi mutlaka normal yolla dünyaya getirecektim. Ben doğama aykırı birşey yapmak istemiyordum, doğurganlık kadınlara verilen eşsiz bir ayrıcalık ve ben bu ayrıcalığı eşimin, ailemin,arkadaşlarımın tüm tepkilerine rağmen kullanmak istiyordum. TÜRKİYE'DE HAMİLELİK Haziran ayının ilk haftasında 30.haftam dolduğu ve biraz daha beklersen uçağa alınmayacağımdan Türkiye'ye döndük. Doğrusu Türkiye'ye geldiğime hiç bu kadar sevinmemiştim. Hemen doktoruma gittik ve son beş aydır yapılan uyduruk kontrollerden sonra güzel bir kontrolden geçtim. Doktorum bebeğimizi ultrasonda incelerken "testisler torbaya inmiş" dedi. Eşimin yüzünde sanki birden bire güller açtı, başından beri erkek çocuk istediğini biliyordum ama yinede yüzündeki ifade çok hoştu. İlginçtir ki 4. Ay kontrolümüzde Rus doktorumuzun söylediği doğru çıkmıştı ve erkek bebeğimiz olacaktı. Türkiye'de bizi bekleyen başka telaşlarımız vardı,evlenir evlenmez Türkmenistan'a gittiğimizden kurulu bir evimiz yoktu ve doğuma kadar evimizi kurmamız gerekiyordu. İlk iş olarak evimizde boya-temizlik işlerini hallettik. Daha sonrada mobilya vs. siparişlerini verdik. Bu arada yirmi gün geçmişti ve Bahadır'ın Türkmenistan'a işinin başına dönme vakti gelmişti. Evin ufak tefek işleri bana kalmıştı ama yinede önemlileri hallolmuştu. Fakat ben bu arada epey bir yoruldum. Hem sıcaklar hem koşuşturma sebebiyle 8. Ay sonunda bir kilo verdim. Artık düzenli yürüyüşlerin dışında fazla yorulmamaya gayret ediyordum. Beklenen doğum tarihim 15 Ağustos'tan sonraydı. Bizde herşeyimizi bu tarihe göre ayarlamıştık. Bahadırla doğum sonrasında daha çok zaman geçirmek istiyordum. Bu yüzden mümkün olduğu kadar doğuma yakın bir tarihte çağırmak istiyordum. 3 Ağustos'taki kontrolümde doktorumla birlikte Bahadırı 11 Ağustos'ta çağırmaya karar verdik. Böylelikle bebeğimizle daha çok vakit geçirecektik. Doğumdan bir önceki kontrol içinde 12 Ağustos tarihini kararlaştırdık. Herşey son derece normaldi, bebeğimiz yaklaşık 3,5 kilo olmuştu. 5 Ağustos günü, gelmesi gereken son mobilyalarımız geldi. Ancak o gün kendimi biraz fazla yordum, yapmamam gerektiği halde dolap yerleştirdim, eğildim kalktım. Akşam yattığım yeri bile hatırlamıyorum yorgunluktan. Gece yarısı saat 1'de hafif bir sancıyla uyandım. Önce ne olduğuna bir anlam veremedim ama 15-20 dakika sonra ikinci bir sancı daha geldi. Telaş etmemeye çalışıyordum. Evde benden başka eşimin annesi ve kardeşi vardı. Onları uyandırsam gece yarısı panik yaratmak istemiyordum. Okuduğum bir çok yerde sancıların arası 15-20 dakika ise doğuma henüz vakit olduğunu yazıyordu. Bende sancı aralıklarını saymaya başladım, henüz ne suyum gelmişti ne de nişan. Sancı aralıkları 10 dakikada bire indiğinde sabah saat 9 olmuştu. Kayınvalidem uyandığında benim uyanık olduğumu görünce gece sancılandığımı söyledim. Tahmin ettiğim gibi oldu ve evin içinde bir telaştır başladı. Önce Bahadır'I arayıp hemen ilk uçakla gelmesini söyledim. Ardından annemi ve babamı aradım, akşama doğum olabilir hemen gelin dedim. Daha sonra doktorumu aradım. Sancı aralıklarının 10 dakikada bir olduğunu ama annem yanıma gelmeden hastaneye gelmek istemediğimi söyledim. Doktorum beni kırmadı ancak bir saat sonra arayıp durumumu sordu. Sancılar 12-13 dakikada bire gerilemişti. Bahadır sık sık evi arayıp annesini beni hastaneye götürmesi için ikna etmeye çalışıyordu ama ben annem yanıma gelmeden gitmek istemiyordum. Saat 12 olduğunda doktorum tekrar arayıp hemen hastaneye gitmemi aksi taktirde çok geç olabileceğini söyledi. Birden içimi bir korku kapladı, her sözüne çok güvendiğim doktorum herhalde benden daha iyi biliyordu. Daha fazla beklememeye karar vedim ve evimize çok yakında oturan kuzenlerimden beni hastaneye götürmesini istedim. DOĞURUYORUM... Hastaneye ulaştığımızda saat öğleden sonra 1 olmuştu. Danışmadaki bayana doğumhanenin yerini sorduğumda "niçin geldiniz gezmek için mi?" diye sordu. " Hayır hanımefendi doğum yapmak için geldim" deyince bayanın yüzü allak bullak oldu. Demek hala doğuracak gibi gözükmüyordum. Doğumhanede nöbetçi doktorum beni beklediğini, Herman Bey'in de yolda gelmek üzere olduğunu söyledi. Doğumhaneye çıkmak için beni tekerlekli sandalyeye almak istediler ancak yürüyebileceğimi söyledim. Nöbetçi doktor Şebnem Hanım ilk muayenemi yaptıktan sonra rahmin 3 cm açıldığını ve doğumun başladığını söyleyerek bana beyaz üstüne mavi desenli ve arkadan açık bir önlük giydirdi. O sırada doktorumda geldi. Tansiyonum ölçüldü, herşey normaldi. Yatağa yattıktan sonra ebe lavman için geldi. Herkesin aksine ben lavmandan hiç korkmuyordum, kesinlikle gözünüzde büyüttüğünüz gibi bir işlem değil. Doktorum rahmin 4 cm açıldığını söyleyince epidural için anestezist odaya geldi. Ne yazıkki bana doğum esnasında da çok yardımcı olan anestezistimin adını bilmiyorum. İlk önce suni sancı için koluma serum bağlandı. Epidural için yan tarafıma yatıp bacaklarımı karnıma doğru çektim. Epidural işleminde incecik bir iğneye bağlı hortumcuk var. İğne belinizden yapıldıktan (hiç korkmayın, gerçekten acımıyor)sonra bu hortumcuktan vücudunua bir sıvı veriliyor. Anestesizistim sancım geldiğinde haber vermemi söyledi, bu esnada işlemi durdurması gerekiyormuş. Birden omuriliğimden vücudum alt kısmına doğru bir soğukluğun yayıldığını hissettim. Doktorum sancılarımı -doğum sırasında bana yardımcı olması gerektiğinden- sıfırlamayacağını aksi halde ıkınmada problem çekeceğimi anlatıyordu. Bu sırada NST ye bağlı olduğumdan sancılarım takip altındaydı. Yeni gelen sancının bir öncekinden daha mı az yoksa daha mı çok olduğunu soruyorlardı. Bu arada aklıma annemi yanıma çağırmak geldi. Doğum öncesi beni göremediğinden ne kadar endişeli olduğunu tahmin edebiliyordum. Canım annem odaya girdiğinde heyecandan kireç gibiydi, beni yatakta yatarken görünce rahatladı. Doğumhaneye alınacağım için annemi dışarıya aldılar. Rahim 8 cm açılmıştı ve artık oğluma kavuşmaya çok az kalmıştı. Doğumhaneye yürüye yürüye gitmek istedim. Bu sırada şiddetli biçimde tuvalet ihtiyacı hissediyordum. Ancak ebe hanım tuvalete gitmemin mümkün olmadığını, sonda takabileceğini söyledi. Doğum masasına yattığım sırada hafif bir korku hissetmedim değil ama kendimi çabuk toparladım. Bebeğimi doğurabilecek kuvveti kendimde buluyordum. Ebe sondayı taktığı sırada birden bire bacaklarımın arasında sıcak sıcak suların gittiğini hissettim. Ne çok tuvaletim varmış diye düşünürken anladımki aslında hissettiğim şey doktorumun patlattığı su kesemmiş. Artık iyice baskı hissetmeye başlamıştım. Doğumhanede benden başka iki ebe, anestezistim, nöbetçi doktor Şebnem Hanım ve doktorum Herman Bey vardı. Bahadır malesef doğuma yetişememişti ama teknoloji sayesinde naklen olayı takip etti diyebilirim. Doktorumun telefonundan her 15 dakikada bir arayıp durumumu öğreniyordu. Artık alt tarafındaki baskı şiddetlenmişti, belliki sona az kalmıştı. Şebnem Hanım sürekli ağzımı kapayıp ıkınmamı söylüyordu ama başaramıyordum. Bebeğim iri bir bebekti bu yüzden beni biraz zorluyordu. Birkaç denemeden sonra biraz yürümenin iyi geleceğini söylediler ve koridorda bir ileri bir geri yürümeye başladım. Kendi isteğimle tekrar masaya döndüm ve ıkınmaya devam ettim. Doktorum bebeğimin başının göründüğünü söylüyordu, "hadi Ebrucum, hadi güzelim biraz gayret, it bebeğini" deyip duruyordu. Bebeğimin başı yan geldiğinden epey zorlanıyordum. Tam bu sırada hiç olmayacak birşey oldu. Doğumhanenin giriş kapısı aniden açıldı ve bir feryat yükseldi: " Ölmek istemiyorum İsmail" . Bu feryadı hayatım boyunca unutamayacağım. Birden -ben de dahil- herkes sustu, nöbetçi doktor durumu anlamak için dışarı çıkıp geldi ve 32 haftalık gebe bir bayanın plesanta patlaması sonucu bebeğini kaybettiğini (bebek ex demişti), anneninde tehlike altında olduğunu doktoruma söyledi. Günlerden pazar olduğu için hastanede Herman Bey dışında operatör yoktu. Hemen nöbetçi doktora birtakım talimatlar verdi ve doğumumu hızlandırmak için kesik (epizyotomi) attı. İnanın bana epizyotomide de canım yanmadı. Bundan sonra neler olduğunu hatırlamıyorum desem yeri var, doktorum karnımda aşağıya doğru bebeğimi ityordu bende bu sırada ıkınıyordum neyseki bir kaç ıkınmadan sonra oğlum çıkıverdi. Oğluşum başaşağı durmuş öylece sallanıyordu doktorumun ellerinde. Göbek bağı hemen kesildi. Bu esnada çocuk doktoru odaya geldi ve bebeğimin ilk muayenesi yapıldı. Doktorum plesantayı çıkarmak için göbeğimin üstünden aşağıya doğru masaj gibi birşey yapıyordu. Bir yandanda "bebeği annesine verin" diyordu. Canım yavrum işte başardık işte kollarımdasın:) DOĞUM SONRASI... Doğum bittikten sonra dikişlerim atıldı. Doktorum bebeğini kaybeden annenin ameliyatına girmek için gitti. Odaya çıktığımda bebeğim babası hariç herkes oradaydı. Bebeğimi görmüşler, çok beğenmişler, aynı babası diyorlardı. Beklendiği gibi iri bir bebekti, 3830 gr ve 55 cm. Gerçektende babasının kopyası gibiydi. Yaklaşık bir saat sonra bebeğimi yanıma getirdiler ve ilk emzirme denememizi gerçekleştirdik. Neyseki oğlum çok güzel emdi, hem benim için hemde kendisi için en iyisi buydu zaten. Burada bir parantez açmak istiyorum. Elbette normal doğum yapmak hiç kolay değil, ancak adı üstünde normal olanı da bu. Tabiki canınız acıyor zira epidural sadece sancıların şiddetini azaltıyor. Sancısız doğum olarak anılması doğumu hiç hissetmiyorsunuz anlamına gelmiyor. Helede bebeğin çıkmasına yakın zamanlarda hissettiğiniz baskı son derece şiddetli. Unutmayın ki canınızdan can kopuyor ancak her güzel şeyinde bir bedeli var. Ben kendi isteğimle sezaryan olup (elbetteki anne ve bebek sağlığına zararı olacak bir durumda sezaryanı savunuyorum) gaz sancıları çekmektense normal doğum anında acı çekme tercihimi kullandım. İnananın ikinci bebeğimi de sağlığım izin verirse bu şekilde dünyaya getirmek istiyorum. Normal doğum yapanlara "cesur kadın" olarak bakıldığına hala inanamıyorum. Unutmayınki halen dünyanın pek çok yerinde kendi kendi doğum yapan bir çok kadın var. O halde siz niye yapamayacaksınız? Lütfen bunu bir düşünün. Dikişlerimin iyileşmesi bir haftayı buldu ama beni çok rahatsız etmedi. Hani laf aramızda ilk günler biraz perişan olmadık değil. O zamana kadar deliksiz uykulara alışmış ben ve Bahadır, kimi zaman 3-4 saatte bir kimi zaman 1-2 saatte bir uyanmak zorunda kalıyorduk. Emzirirken uyuya kalmamak için kendimi zor tutuyordum ama 40 günden sonra bu tempoya alışmaya başladık. Hastaneden çıkana kadar ismine karar verememiştik yavrumuzun. Ben Bora diye ısrar ediyordum babasıda Tunç olsun istiyordu. Sonunda ikimizinde dediği oldu ve Tunç Bora nüfusa kaydedildi:). Ama kimsenin oğluşuma Tunç dediği yok, eee annenin fendi babayı yendi.:):) ANNE OLMAK Eskiden annem ufak tartışmalarımızdan sonra "anne olunca ne demek istediğimi anlarsın" derdi ama anlayamazdım. Şimdi Ona hak veriyorum. Annelik dünyadaki karşılıksız tek duygu. Bir bebek var ve sizden başka güveneceği kimse yok etrafında. Gerçekten kendimi hayatımın hiçbir döneminde bu kadar özel ve önemli hissetmemiştim. Oğlumun her yaptığı bana ayrı bir keyif veriyor, ilk gülümsemesi, ilk aguları, ilk dişini çıkarması, ilk emeklediği gün, ilk adımlar hayatımdaki pek çok önemli günden daha önemli benim için. Anne olmak müthişmiş!!! Oğlumu ilk beş ay sadece anne sütüyle besledim ve bunun çok büyük faydasını gördüm. Şimdiye kadar hiçbir hastalığa yakalanmadı. İlk dişini 7. Ayın sonuda çıkardı, 10.ayda emeklemeye,11.5 aylıkken yürümeye başladı. Bu yazı yayınlandığında sanırım 1. Doğum gününü kutlamış oluruz. Bir yıldır çok farklı duyguları birarada tattım ama bildiğim tek şey bebeğimi çok isteyerek dünyaya getirdiğim ve ona layık bir anne olmaya çalıştığım. Tüm dostlara sevgilerimle A.Ebru ELÇİN SON OLARAK Öncelikle bizleri dünyaya getirerek bebeğimizin varolması sağlayan benim ve eşimin ailesine, hamileliğimin ve anneliğimin hem çok zevkli hem de öğrenip paylaşarak geçmesini sağlayan anneler klubu kurucu doktoru Kağan KOCATEPE'ye ve tüm klup arkadaşlarıma, bana güzel bir doğum ve doğum sonrası bakım sağlayan Avrupa Florance Nightingale Hastanesi doktorları ve hasta bakıcılarına, hamileliğim boyunca uzakta olduğumuz halde hep yanımda hissettiğim, doğum sırasında bana çok cesaret veren, hala böyle ilgili,mesleğine aşık doktorlar da varmış dedirten ve oğlumun ilk elinden tutan kişi olan sevgili doktorum Herman İŞÇİ'ye, büyük aşkıyla beni hep destekleyen, hep yanımda olan, umarım hep yanımda olacak, canım yavrum Bora'nın ve olmasını çok arzu ettiğim ikinci çocuğumun babası Bahadır'a ve SEVGİLİ OĞLUM, bize Allah'ın en büyük armağanı olduğun için SANA çok teşekkür ederim.
İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN |