| İÇİMİZDEN BİRİ: DİDEM UÇAR Sevgili Didem Uçar Anneler Kulübü'nün kalıcı üyelerinden biri ve gerek anneler gerek anne adaylarıyla tecrübelerini paylaştı ve paylaşmaya devam ediyor. Bu uzun ama akıcı yazıda onun anneliğe giden yolda yaşadıklarını siz de onunla yaşayacaksınız. Dr. Kağan Kocatepe 04/5/2001[MA-KK] 
"İçinizden Biri..."  | Üye olduğum günden bugüne doğum hikayelerini hüngür hüngür ağlayarak okuyup durdum. Her seferinde "Tanrım ben de sağlıklı bir şekilde çocuğumu kucağıma alıp bu hikayelerden birinin sahibi olabilecek miyim " diye düşündüm. Ve 3 Nisan'da bebeğime kavuştum. |
Bir Tecrübe... Kendimi bildim bileli hayvanlara aşırı bir düşkünlüğüm vardı. Sokakta gördüğüm her kedi yavrusunu her köpeği eve getirmek gibi annemler tarafından dehşetle karşılanan vukuatlarım çok olmuştur. Her ne kadar istemez görünseler de her seferinde yavrular biraz büyüyene ya da hastalıkları geçene kadar benden bile daha iyi baktılar onlara ve uzun yıllar sonra bir köpek sahibi oldum. Kız kardeşim de aynı dönemlerde bir kedi yavrusu alıp büyütmeye başladı. İkimiz de Annemlerden ayrı yaşadığımız için sorun çıkmadı. Ancak ben bir gün başka bir şehirdeki işimden ayrılıp geri döndüm ve Popsi ile birlikte annemlere yerleştim. Ona öyle ısındılar öyle sevdiler ki nerdeyse Popsi'yi kıskanmaya başladım. Bir gün annem salonda Popsi ile oynarken bana dönüp "Kedi köpek sevmekten bıktık kızım" dedi "Artık bizim torun sevme zamanımız" . Annemin ben daha nişanlı bile değilken söylediği bu sözler beni çok duygulandırmıştı. Elbette ben de anne olmayı her şeyden çok istiyordum. 5 Şubat 2000'de Yaşar'la evlendik. Ve ben hamile kaldım.Çok erkendi tabii hatta biz bile şaşırdık. Her şeyin çok iyi gitmesi gerekiyordu . İlk muayene için özel bir kliniğin meşhur bir doktoruna gittik. sayısız testler yaptırdık. Muayene sonucunda doktorum bir her şeyin yolunda göründüğünü söyledi. Her ay düzenli olarak kontrole gelmem gerektiğini, sigarayı azaltmamı vs. İkinci muayenede de her şey iyi görünüyordu.Çok mutluyduk. Evliliğin ilk dönemleriydi tatlı bir telaş sarmıştı ikimizi de . Annemle çarşıya çıkmış dönüşte bir bebek mağazasının önünden geçerken annem "Torunuma ilk hediyeyi ben alayım" diyerek beni içeri sokmuştu. Bir bebek seti ve uçuk yeşil renkte çok tatlı bir çift patik aldık. Ertesi gün kontrolüm vardı ve eşimin işi olduğundan annemle gittik. Ultrasona girdim. Doktorum uzun süre karnımın içini inceledi dakikalar geçiyor doktordan hiç tepki gelmiyordu. Bir dakika diyerek dışarı çıktı annemin endişe dolu bakışları ile benimkiler karşılaştı , gözlerimi kapattım. Doktor yanında başka bir doktorla döndü o da baktı ve başını salladı. Bebek hareketsizdi. Onu kaybetmiştik... Bir türlü inanamıyordum. Kabus görüyor olmalıydım. Uyanamadığım bir kabustu bu ve her geçen dakika daha da acı veriyordu. Sonraki haftalar Yaşar'ın müthiş desteği ile kendime geldim. Çok korkmuştu beni kaybedeceğini sanmış, hastanede geçirdiğim o tek gece boyunca hiç uyumamıştı. Yine Hamileyim ! Bu olaydan sonraki tüm tıbbi takibimi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniği yaptı. Doktorum 1 yıl hamile kalmamamı tavsiye etmişti Oysa ben 4 ay sonra karşısına dikilmiş utanç içinde şöyle diyordum "Şeyy... ben yine hamileyim ..." Bu sefer her şey çok sıkı tutulacaktı. Kendime çok iyi bakacaktım. Önce gebelikte hiçbir anomali bulunamamış bebek ölümüne sebep olabilecek hiçbir şeye rastlanmamış ve olay ani çıkan tansiyona bağlanmıştı. Ama tansiyonumu çıkaracak hiçbir rahatsızlık ya da rahatsızlığı gösterir bulgu da yoktu. Sinirlenmememi , üzülmememi ve yorulmamamı söyleyerek takibe başladılar. Haberi kimseye vermek istemiyorduk. Yaşar'a bebek iyice büyüsün öyle duyuralım dediysem de nasıl olduğunu anlamadan Türkiye'nin dört bir tarafındaki aile üyeleri telefonla tebrik ettiler. O Uzun Aylar Nasıl da Geçti ... Bebeğimizin oğlan olacağını 14 haftalıkken öğrendik. Her muayenede kendini açık açık gösteriyordu. Ve ben sadece muayene günleri kendimi gerçekten mutlu ve huzurlu hissediyordum. Onu hareketli görebildiğim tek yer doktorumun Ultrason odasıydı.Hareketlerini çok erken hissetmeye başlamıştım çok hafiflerdi ama çok güzellerdi. 16. haftadan sonra kendini iyice belli etmeye başladı. Ona hala bir isim bulabilmiş değildik. Ve ben hala hamile kıyafeti almamak veya diktirmemek de kararlıydım. Annemin beni ikna etmesi 6. ayı buldu . Artık pantolonlarıma giremez olmuştum.Gidip bebek için alışveriş yapalım dedikçe "Dur daha erken!" diyordum. Gittiğimiz mağazalarda bebek reyonuna girecek olsa annemi kolunda sürükleyerek başka yerlere yönlendiriyordum. KORKUYORDUM ! . Yine bir aksilik olacağından... Hamile pantolonlarımın , jilelerin , bebek için alınan eşyaların mahsun mahsun evin bir yerlerinde kalmasından korkuyordum. Korktukça karnımı okşuyor iyisin oğlum çok iyisin .. az kaldı diyordum... Her muayenede doktora O "Her şey yolunda " demesine rağmen dudaklarım titreyerek "Yalçın Bey bir şey olmaz değil mi ? " diyordum ... Yine bir gün böyle bir soru karşısında Doktorum ellerimi tuttu. "Dünyanın hiçbir yerine hiçbir doktor bir bebeğin yaşayacağı garantisini veremez" dedi. "Zaten daha çok küçük en az 33 haftayı doldurmalı. Sen bütün gün ultrasonda kalsan ve ben doğuma kadar senin yanında olsam , ve bir aksilik görsek mesela kalp atışlarının zayıfladığını ... Yine de bir şey yapamayız Didem bebek daha çok küçük..." Bu sözler beni rahatlatmak için söylenmişti ama ben daha da rahatsız olmuştum... Sürekli dua ediyor sürekli bebeği takip ediyordum 1 saat hareket hissetmesem paniğe kapılıyordum. Haftalarsa geçmek bilmiyordu. Sürekli soluma yatıp hareketlerini sayar olmuştum. Şunu söylemeliyim ki son aya kadar mide bulantım bile olmadı. Bebek beni hiç üzmedi ve hiç yormadı. 8. ay bitene kadar koca göbeğim dışında hamile olduğumu hatırlatacak hiçbir şeyim yoktu. Ve böyle böyle 34 hafta bitti. 34. haftada muayene sırasında tansiyonum yüksek bulundu ve 3 gün hastanede takibe alındım. Her şey normal gidince doktorum taburcu olabileceğimi ama artık işe gitmememi sürekli istirahat halinde olmamı söyledi. Yaşar'ın hiç hoşuna gitmese de annemlere taşındık. Bebeğin benim ve Yaşarın valizi ile ... 37. hafta bitiyordu ve ben her gece yatarken Allahım bu gece sancılanayım artık bebeğim gelsin diyordum sabah turp gibi gözümü açınca hayal kırıklığı yaşıyordum. Annem her gün 10-15 telefona cevap veriyor arayıp durumumu soranlara "Hayır daha olmadı - Bekliyoruz işte - Doktor her an olabilir dedi" ... gibi cevaplar veriyor bu telefonlar geldikçe adeta doğuramamaktan utanıyordum.. Sanki elimdeymiş gibi :-) Hafta 38 - Mutlu Sona Doğru ... 30. haftadan beri haftada 2 kez kontrole gidiyorum birinde sadece NST' ye giriyor ve sonucu doktora gösteriyorum , diğerinde ise Ultrasona giriyorum ... Ultrasondan çıktık. Doktora sol kasığımda adet sancısı gibi bir sancı olduğunu söyledim. Bacağıma vuran bir sancı , öyle ki topallayarak yürüyordum. "Hemen doğumhaneye gönderildim sancı odalarından birine girdim ve beklemeye başladık . Sancılar 10 dakika arayla geliyor ve 15 saniye sürüyordu. Hastaneye yatmama karar verildi ama benim tüm eşyalarım evdeydi üstelik daha anneler kulübüne mesaj çekip arkadaşlarla vedalaşmamıştım. Hastaneye yatmaya hazır değildim 2 saatlik bir izin koparıp eve kaçtım :- ) Aranacak yerleri aradım son kontroller yapıldı, mailler yazıldı. Ve hastaneye doğru yola çıktım işte tam o sırada Aylin Altınok'tan bir telefon geldi nasıl duygulandığımı sesimin nasıl titrediğini çok iyi hatırlıyorum. Zaten mesaj yazarken de ağlıyordum. Annelerden cebime gelen mesajlar, telefonlar o sıcak dost sesler öyle destek oldu ki kendimi çok güçlü hissettim birden... İŞTE HİKAYEMİN EN KOMİK YERİ Acil kapısından girdik . Doğumhane oraya çok yakındır. Dosyam hazırdı. Klinikten yerim ayrılmıştı. Hemen bir tekerlekli sandalyeye alındım ve odama çıktım.Beni uykusuz bir gecenin beklediğini biliyordum. Öyle heyecanlıydım ki... Son muayenemde açılma olmadığını ve bebeğin yeterince inmediğini gözlemişti doktorum. "Sezeryana karar verdim, riske etmeye değmez" dedi .Sabahı zor ettim. Hafif bir kahvaltıdan sonra hiçbir şey yiyip içmemem söylendi. Saat 14:00'de damar yolum açıldı sol elimin üstüne çift yollu bir ket taktılar . Ve ardından o hiç istemediğim işlem -lavman- yapıldı. "Be adamlar madem lavman yapacaktınız ; neden aç bıraktınız beni" diye de içimden söylendim... Artık "Ameliyat önlüğünüzü giyebilirsiniz" dedi hemşire , ben de "tamam" dedim önlüğe bakmadan cevap verdiğime de pişman oldum. Sonra anneme bakıp önlüğü göstererek "Bu bana olmaz ki " dedim. Gerçekten de üstüme geçirdiğim anda arkadan kapanmayacağı belli olmuştu... Aradan yarım saat daha geçti. Hemşire ve Anestezi uzmanı birlikte geldiler. Daha önceden doktoruma genel anestezi istediğimi söylemiştim. Bu isteğim Anestezi uzmanını oldukça şaşırtmış olacaktı. Neden diye sordu. "Çünkü kendimi tanıyorum" dedim.Daha önce de defalarca genel anestezi olmuştum.Pekala dedi nasıl isterseniz... Çıkarken hemşireye dönüp , "Önlüğünü giydirin artık" dedi. Hemşire de küçük geldi efendim cevabını verdi. Onlar odadan gülümseyerek çıkarken biz biraz da stresten gülme krizine girmiştik. Az sonra nereden bulduklarını bilemiyorum ama beni 2 kere içine alabilecek büyüklükte kocaman bir T harfini andıran omuz üstleri , altları ve yanları kumaş iplerle çevrili 2 parçadan oluşan bir ameliyat önlüğü geldi.İpli yerler bağlandı ve ben beklemeye başladım. 03.04.2001 - Saat 15:00 Yaşar'la ve ailemle onları bir daha görmeyecekmişim gibi vedalaştım... Odanın dışından gürültüler geldi sedye getiriyorlardı. Yataktan kalkıp sedyeye geçtim. Ameliyathanelere çıkan asansörün önünde Yaşar'a ve aileme son kez bakıyormuşçasına gözlerim dolu dolu baktım. Asansör geldi ve yukarı çıktık. Ameliyathane katında bir görevli beni teslim aldı.Başıma bir bone taktılar. 20 nolu ameliyathanenin kapısından girdik. Hadi bakalım şimdide bu daracık masaya mı geçicim yani ... Aynen öyleydi. Her neyse zar zor yerleştim. Nihayet tanıdık bir yüz görmüştüm doktorumun asistanı Mümin... Gülümsedim. Görevlilerden biri 40 saatte bağlanılan bağcıkları iki yanımdan ve omuz üstümden sökmeye başladı. Ön tarafı etek uçlarından kaldırıp iki yana gerdiler artık ön tarafı göremiyordum. Bunu niye kapattınız şimdi diye sordum. Mümin "Göz göze gelmeyelim diye " demez mi ... Bir kahkaha tufanı da orda kopardım. İkide birde doktorumu soruyordum - Yalçın Bey nerede ? - Bizden haber bekliyor ... - Gelmeyecek mi ? - Gelecek tabii ... - Ne zaman - Hazırlıklar bitince çağıracağız - Şimdi çağırsanız o ancak gelir de :))) Bu sefer ameliyat ekibi kahkahalar atıyor... - Ne gülüyorsunuz onu bulmak kolay mı ? Bu tür diyaloglar devam ederken Mümin "Korkma seni biraz boyayacağız " dedi. Ben de "Sakın başlamayın ! Yalçın Bey gelmeden olmaz " dedim. Meğer vücudumu batikonlayacaklarmış ... Buz gibi batikonu dökünce bir üşüme geldi sormayın...Az sonra ne göreyim. Yalçın Bey girdi kapıdan işte o an rahat bir nefes aldım. - Merhaba Didemcim . Nasılsın bakalım ? - Teşekkürler hoşgeldiniizzzz - Pekala başlıyoruz (Anestezi verildi... Son duyduğum Yalçın beyin sesiydi ) - iyi uykulaar Didem - Hoşçakalın Yalçın Bey Teyzeee Teyzeeee ... Saati bilmiyorum . Birisi kulağıma adımı fısıldadı sanki gözlerimi açtım. Ağrı kesiciniz takıldı ağrınız oldukça düğmeye basın dedi. Kimdi görmedim bile .Sonra birden başımı sağa çevirdim.Bir sedyede yaşlı bir teyze yatıyordu.Ve ameliyat kıyafetli bir görevli , kadını bir yandan tokatlıyor , bir yandan da Teyzeeee ! Teyzeeee ! diye bağırıyordu. Girdiğimiz yerdeydik Ameliyathane katında büyükçe bir holde Amanııınn dedim bana fısıldayan da bu olsa gerek eğer böyle fısıldadıysa dışarıdakiler bile duymuştur :- ) Sonra hareket ettik. Şu bahsettikleri salak düğme neredeydi ? Neden elimde değildi ? Ben onu nasıl bulacaktım ? Konuşacak halim bile yoktu. Bir koridora daldık. Ucunda oldukça kalabalık bir gurup bekliyordu. Birden annemi gördüm gözünde yaşlarla bana bakıp gülümsüyordu .Kafamı zorlukla sedyeden kaldırdım , ben de ona gülümseyip el salladım. Anneme bakıp bebek nasıl dedim ? Çok tatlı ve çok sağlıklı dedi . Nerde dedim yukarda odanda dedi. O yol bitmedi sanki. Sedyeden yatağıma alınış fiyaskosunu ne siz sorun ne ben anlatayım ... Bahse girerim adamlar ömürlerinde hiç bu kadar ağır bir hasta nakletmemişlerdir. Sanırım 10 kişi kadarlardı ... hahhahahaaa Yatağa alındım . Bebeğim diye bağırdığımı hatırlıyorum . Ağrılarım vardı , daha yatağa geçerken yaşadığım sarsıntıyı atlatamamıştım. Ve o aptal düğme hala elimde değildi... Ama tek düşündüğüm oğlumu görmekti. Ve gördüm de .. Tanrım.. Ne kadar çok beklemiştim bu anı 9 ay değil yıllarca beklemiştim. 
Hastanedeki odada bebeğimi ilk kez gördüğüm an ve babası ona bakarken...  | Oğlum 16:35'de doğmuştu. Artık portakal kafalı bir oğlum vardı :) Evet kafası tam bir portakal gibi yusyuvarlaktı ve esnerken bir balığınki gibi sağa sola uzayıp duran bir ağzı vardı. Onu gördüğüm andaki hislerim anlatılamaz. Ağlıyordum... Sadece ağlıyordum dudaklarımda müthiş bir gülümseme ile ağlıyordum ... Tuhaf göründüğümün farkındaydım ama yapacak bir şey yoktu kendime engel olamıyordum... Bu seferki gözyaşları acıdan , korkudan tedirginlikten değildi... Sevinç ve mutluluk gözyaşlarıydı. Yaşar "Sulu gözlü karıcım" dedi ama baktım bu sefer onun da gözlerinde yaşlar vardı... |
Temizlik yapıp üstümü değiştirmek için gelen hemşireler nihayet aletin düğmesini elime verdiler .Bastım "bibibiip" elimin üstünde hafif bir karıncalanma oluştu ve hemen ardından ve ağrılar yok oldu. Tam bir mucize gibi. Her eve bu aletten lazım diye düşündüm tabii morfin tedariki zor olabilir ama olsun :) Doktorum ve anestezi uzmanı gelip durumum hakkında bilgi aldılar . Ertesi gün sabah erkenden doktorum tekrar geldi. Sürekli teşekkür ediyordum. Gerçekten bizim bu mutluluğumuzda müthiş payı vardı. Tüm o aylar boyunca sabırla , özveri ile ve büyük bir hassasiyetle çalışmıştı. Gaz çıkarıp çıkarmadığımı sordu. Çıkarmadım dedim. Meğer dün gece uykumda çıkarmışım haberim yok. Annem söyledi... Nasıl haberim olsun ki o alet insanı sarhoş gibi yapıyor. Bütün gece saçma sapan şeylerden bahsedip durmuşum . Annem hala anlatıp anlatıp gülüyor. Doktorun direktifi ile hemen ayağa kalktım. "Sürekli dolaşacaksın" dedi "Şimdi ve eve çıktıktan sonra , sürekli hareket halinde olacaksın. Damar tıkanıklığı gibi bir sorunla karşılaşmamızı istemiyorum. " Hastanede bir gece daha kaldım. Ve o gün bugündür hareket halindeyim. 
Bitmek bilmeyen o uzun aylar boyunca tüm zorluklara benimle , hatta bazen benden çok katlanan sevgili eşim Yaşar'a , doğum öncesinde ve sonrasında her ihtiyaç duyduğumda hızır gibi yetişen anneme ve arkadaşım Serpil'e , sevgili doktorum Doç Dr. Yalçın Kimya'ya, yeni yerleştiğim bu şehirde bir tek tanıdığım yokken , bu hassas dönemimde yüzlerce arkadaşımla birlikteymişim gibi hissettiren çok sevgili Anneler Kulübü Üyelerine ve Dr. Kağan Kocatepe'ye en içten teşekkürlerimle ... Didem Uçar 26.04.2001 - Bursa
İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN |